II. Bayezid’in Hayatı ve Dönemi

OdevTest
OdevTest
Kasım 22, 2018

II. Bayezid’in Hayatı ve Dönemi

Ahlâk, fazîlet ve adâlet dolu idâresiyle halkının gönlünde taht kuran Sultan II. Bâyezît’in hayatı…

II. BÂYEZİD’in HAYATI

Sultan İkinci Bayezid, 3 Aralık 1448’de, Dimetoka’da doğdu. Babası Fatih Sultan Mehmed, annesi Mükrime Hatun adında bir Türk kızıdır. Uzun boylu, geniş göğüslü ve kuvvetli bir vücuda sahipti. Yüzü yuvarlak ve gözleri elâydı. Cesur ve atılgandı.

Aynı zamanda çok hâlim-selim, dindar, hoşgörülü bir padişahtı. Babası Fatih Sultan Mehmed ilme ilgi duyduğu için, oğlu Şehzade Bayezid’e iyi bir eğitim verdi. Ona devrin en meşhur âlimlerinden ders okutturdu, bütün İslâm ilimlerini en iyi şekilde öğrenmesini sağladı.

Sultan İkinci Bayezid, yedi yaşında iken, Hadim Ali Paşa nezaretinde Amasya valiliğine tayin edildi. Amasya, Selçuklular devrinden beri önemli bir ilim ve kültür merkeziydi. Padişah olacak şehzadelerin yetişmesi için, bu vilayette bütün imkânlar vardı.

Sultan İkinci Bayezid, dindar bir kimse olduğu için kendisine Bayezid-i Velî denildi. Sultan İkinci Bayezid, şairleri saraya toplar, onlarla sohbet ederdi. Merhametli bir padişah olan Sultan İkinci Bayezid, sık sık fakirlere sadaka dağıtırdı.

Arapça ve Farsça’yı gayet iyi biliyordu. Çağatay lehçesi ve Uygur alfabesini de öğrendi. İslâm ilimlerinin yanı sıra, matematik ve felsefe tahsili de yaptı. 24 Nisan 1512’de padişahlıktan ayrılmak zorunda kalan Sultan İkinci Bayezid, bir ay kadar daha yaşadı ve 26 Mayıs 1512’de vefat etti.

Erkek çocukları: Mahmud, Ahmed, Sehinsah, Yavuz Sultan Selim, Mehmed, Korkud, Abdullah, Âlimsah
Kız çocukları: Aynisah, Gevher, Mülük Sultan, Hatice Sultan, Selçuk ve Hüma Hatun.

II.SULTAN BÂYEZİD (1481 – 1512)

“Sultan II. Bâyezît, (1448-1512) yılları arasında hüküm süren sekizinci Osmanlı Sultanıdır. Babası Fatih Sultan Mehmet (II. Mehmet) annesi Sitti Mükrime Hatun ya da Emîne Gülbahar Valide Hatun’dur.

Küçük yaştan itibaren büyük bir ihtimamla yetiştirilmiş, henüz yedi yaşında iken Hadım Ali Paşa’nın nezâretinde Amasya vâliliğine tâyin edilmiştir. Böylece üstün bir devlet adamı olarak yetiştirilmesi sağlanmıştır. Bâyezîd Han, üstün bir devlet adamı olduğu gibi, aynı zamanda san’atkâr bir mizaç ve şahsiyyete de sahipti. Bestekâr, şâir ve hattât olarak da temâyüz etmiştir.

“BAYEZİD-İ VELİ”

O, Osmanlı sultanlarının en âlimlerinden biridir. Zîrâ şehzâdeliğinde, sadece fennî ilimleri tahsîl etmekle iktifâ etmemiş, mânen de büyük zâtların üstün terbiyeleriyle yetişip olgunlaşmıştır. Ebu’s-Suûd Efendi’nin babası Muhyiddîn-i İskilibî gibi devrin birçok evliyâsının teveccühlerini kazanmış, onların tasarruf, himmet ve duâlarını almıştı. Birçok hayır müessesesi kurarak, asıl tahtını, ahlâk, fazîlet ve adâlet dolu idâresiyle halkının gönlüne kurmuştu. Bu yüzden kendisine “velî” sıfatı verilerek “Bâyezîd-i Velî” diye anılagelmiştir.

SULTAN CEM VAKASI

Bâyezîd-i Velî, 1481 yılında pâdişâh olduktan sonra, saltanatının ilk 14 yılını kardeşi Cem Sultan ile uğraşmakla geçirdi. Bu durum da, Hıristiyanlık âlemine karşı belli ölçüde âtıl davranmasını îcâb ettirdi. Cem Sultan, Bâyezîd Han’a:

“–Ülkemizi ikiye bölelim, yarısında sen hükümdar ol, yarısında ben olayım!.” diye teklif etti.

Bâyezîd-i Velî ise:

“Kardeşim, vatan ümmetin malıdır. Devlet gücünü kaybeder. Neticede güçsüz beyliklere döneriz. Bu büyük bir vebâl olur. Gövdem ikiye bölünür, ümmet toprağı bölünmez!.” diyerek bu teklifi reddetti.

Sırf bu tavır bile, Bâyezîd-i Velî’nin dirâyeti, ileri görüşlülüğü kadar, O’nun ne derece İslâm dâvâsının istikbâli endîşeleriyle dolu idealist bir şahsiyyet olduğunu göstermektedir.

Yaptığı teklîfe red cevabı alan Cem Sultan, -birçok büyük meziyetlerine rağmen- idârî mes’elelerdeki dirâyetsizliği sebebiyle ağabeyi II. Bâyezîd Han ile neticesiz kalan uzun mücâdelelere girişti. Ağabeyinin hikmet dolu nasîhatlerine ve mâkûl teklîflerine râzı olmadı.

Bundan sonra Cem Sultan, şövalyelerin üstâd-ı âzamı Pierre d’Aubusson’un nâzik bir dille dâvetine aldanarak Rodos’a gitti. Karşılıklı imzâlanan anlaşmaya göre Cem, istediği zaman adadan ayrılabilecekti. Lâkin Rodos şövalyeleri, sözlerinde durmadılar ve O’na bir nevî esir muâmelesi yaptılar.

Cem Sultan’ın bu sûretle Rodos şövalyelerine sığınması, kendisinin ve ümmetin bağrına saplanan bir hançer gibi büyük bir hatâ ve tâlihsizlik oldu. Batı fütûhâtına engel teşkil etti. Hattâ, Roma’nın fethine zemin hazırlayacak olan Otranto Kalesi elden çıktı.

“DEĞİL OSMANLI SALTANATINI, BÜTÜN DÜNYAYI VERSENİZ DİNİMİ DEĞİŞTİRMEM”

Cem Sultan’ı nazikçe elde eden şövalyeler, bir müddet sonra onu köle satar gibi belli bir meblağ karşılığında Papalığa devrettiler. Papalık da, Cem’i haçlı seferlerinde kullanmak hevesine kapıldı. Bâyezîd Han ise, bu takdirde Hıristiyanlarla mücâdeleye girişeceği tehdidi ile tehlikeyi güç belâ atlatabildi. Bu uğurda, Papalığa devlet hazînesinden yüklü paralar ödemek mecbûriyetinde kaldı.

Bu durumda, Cem’i kullanmak sûreti ile Osmanlılar’a karşı bir haçlı seferi açamayacağını anlayan Papa İnnocent-VIII, O’na Hıristiyanlık teklifinde bulundu.

Bu teklif, Cem Sultan’a çok ağır geldi. Mahzûn oldu. Papa’ya:

“–Değil Osmanlı saltanatını, bütün dünyâyı verseniz dînimi değiştirmem!..” dedi.

Zîrâ ne olursa olsun Cem Sultan, dînini her şeyin üzerinde tutmaktaydı. Allâh ve Resûlü’ne olan muhabbeti sonsuzdu. Onun hac ibâdetini yaptıktan sonra yazdığı şu beyti bu hakîkati açıkça ifâde eder:

Kâbetullâh’a varup bir kez tavâf eylediğin,
Bin Karaman, Bin Acem, bin memleket-i Osmân’dur..

“Ey gönül! (Sultan olamadım diye üzülme!) Senin Allâh’ın beyti olan Kâbe’ye varıp bir kez tavâf etmen, bin Karaman, bin Acem ve bin Osmanlı memleketine bedeldir…”

SULTAN CEM’İN DUASI

Diğer yandan haçlılar tarafından İslâmiyet aleyhine kullanılmak istendiğini anladığı zaman Cem Sultan’ın Cenâb-ı Hakk’a yaptığı niyâz, ondaki dînî kemâli göstermeye kâfîdir. O, İslâmiyet aleyhinde kullanılma ihtimâlinden bile tir tir titriyor ve Rabbine şöyle yalvarıyordu:

“Yâ Rabb! Kâfirler eğer müslümanlığa zarar vermek için beni âlet etmek istiyorlarsa, bu kulunu daha fazla yaşatma! Rûhumu bir an önce dergâh-ı izzetine al!..”

Onun bu duâsı müstecâb oldu ki otuzaltı yaşında Napoli’de vefât etti. Vefât ederken yanındakilere şu vasıyeti yaptı:

“Benim ölüm haberimi mutlak bir sûrette her tarafa duyurun! Bunu mutlakâ yapın ki, kâfirlerin müslümanlar üzerinde benim vesilemle oynamak istedikleri oyunlar nihâyet bulsun! Bundan sonra ağabeyim Sultan Bâyezîd’e varın. Ricâ eyleyin ki, ne kadar zor olursa olsun benim cesedimi vatana aldırsın.. Kâfir bir memlekette gömülmeyi istemiyorum. Şimdiye kadar ne oldu ise oldu. Sakın bu ricâmı reddetmesin!. Bütün borçlarımı ödesin.. Borçlu olarak huzûr-i ilâhî’ye gitmek istemiyorum. Âilemi, çocuklarımı ve bana hizmet edenleri afvetsin. Hallerine göre memnûn etsin..”

Ağabeyi Bâyezîd Han da bu vasıyeti yerine getirdi.

II. BAYEZİT CAMİSİ

Cem’in vefâtından sonra Sultan Bâyezîd Han, hâricî siyâsetini daha hür bir zemîne oturtmak imkânına kavuştu. Ayrıca, ülke içerisinde de büyük bir îmâr hamlesine girişti. İstanbul’un yedi tepesinden biri üzerine oturtulan o muhteşem Bâyezîd Câmisi’ni, mîmâr Kemâleddîn’e inşâ ettirdi. Bu câmînin temeli, 1501 senesinde atılmış, külliyesi ile beraber beş senede tamamlanmıştır.

Evliyâ Çelebi, Seyâhatnâme’sinde Bâyezîd Câmîi hakkında pek çok mâlûmât kaydeder. Şöyle ki:

“Mîmârbaşı, kıble husûsunda tereddüd edince, Sultan Bâyezîd Han:

«–Şu anda ayağıma bas!.» der.

Mîmârbaşı, ayağını basınca, Kâbe-i Muazzama’yı karşısında görür. Sultan Bâyezîd-i Velî’nin ayaklarına kapanır. Böylece kıblenin istikâmetini belirlemiş olur.”

İbâdete bir cum’a günü açılan câmîde, ilk namazı II. Bâyezîd Han kıldırmıştır. Bu hâdiseyi de Evliyâ Çelebi şöyle anlatır:

“Câmînin yapısı tamam oldukta, bir cum’a günü büyük bir merâsimle ibâdete açıldı. Bâyezîd-i Velî buyurdular ki:

«–Her kim, ömründe ikindi ve yatsı namazlarının ilk sünnetini hiç terketmemiş ise, şu mübârek vakitte o imâm olsun!.»

Deryâ misâli cemâat içinden bir kişi çıkmayınca, Bâyezîd Han mecbûr kalarak:

“–Elhamdülillâh! Savaşta ve barışta biz bu sünnetleri terk etmedik!..” dedi ve kendisi imâm olup namazı kıldırdı.

Böylece II. Bâyezîd Han, bu târihî zühd ve takvâ sahnesini mecbûren sergilemiş oldu.

II. BAYEZİT’İN HAYIR İŞLERİ

Bâyezîd-i Velî’nin, vakfiyye, külliye, şifâhâne ve hayrât hizmetlerinin yanında İslâmî ilimlere ve kültüre verdiği ehemmiyet de çok büyüktür. O’nun devri, Osmanlı kültür ve medeniyetinin temellerinin atıldığı bir zamandır. Meşhur İtalyan mîmâr ve ressam Leonardo de Vinci, II. Bâyezîd’e mektup yazıp İstanbul’daki câmî ve diğer eserlerin plân ve projelerini bizzat yapmayı teklif edince, bu mektub Kubbealtı vezirleri arasında sevinç uyandırmıştı. Derin ve ince bir tasavvufî anlayışa sahip olan II. Bâyezîd Han ise, bu teklifi reddederek şöyle dedi:

“–Şâyet bunu kabul edersek, ülkemizde üslûb ve rûh îtibârıyle kilise mîmârîsinin mukallidi bir mîmârî hâkim olur, kendi islâmî mîmârîmiz inkişâf edemez ve şahsiyyet kazanamaz!.”

İşte bu görüş, akıllı, firâsetli ve gönül ehli bir müslümanın ufkunu ifâde eder. Zîrâ, II. Bâyezîd’in ardından İslâm toprakları nasıl yirmidörtmilyon kilometrekareye ulaştıysa, aynı şekilde İslâm san’atı da zirveye tırmanmıştır. Bu anlayış sâyesinde İslâm’ın rûhu, hendeseye nakşedilmiş, değerini kıyâmete kadar koruyabilecek Süleymâniye ve benzerî âbideler silsilesi vücûd bulmuştur.

II. BAYEZİT’İN TAKVASI

Târihte; ilmi, tâkvâsı, merhameti, vakarı ve hilmi ile meşhûr olan Bâyezîd-i Velî, ulemâ ve evliyâya çok hürmet gösterirdi. O’nun bu istikâmette kullandığı husûsî bir bütçesi vardı. Bununla ilim ve irfân erbâbını eser vermeye teşvîk ederdi. Sultan’ın bu himâyesi, İstanbul’u bir ulemâ meşheri hâline getirdi.

Sultan Fâtih devrinde başlamış olan ilmî çalışmalar, Bâyezîd-i Velî’nin ince anlayış ve zekâsı ile inkişâf etmiş, diğer İslâm memleketlerindeki âlim ve âriflerle de alâkadar olunmuştu.

Herat’ta bulunan Mollâ Câmî Hazretleri ile Buhâra’daki Nakşibendî dergâhının şeyhi ve müridlerine şahsî mülkünden maaş bağlamıştır. Hâce Ubeydullâh Ahrâr Hazretleri’nin oğlu Hâce Abdülhâdî’yi İstanbul’a dâvet etmiş ve çok ikrâmda bulunmuştur.

Şeyhülislâm Kemâl Paşazâde, Sultan Bâyezîd Han’ın zâhirî ve bâtınî büyüklüğünü ifâde ederken:

“Adâlet ve insâfın koruyucusu idi. Dâhiyâne siyâseti neticesinde memleket mâmûr bir hâle gelmişti. Âşikâr kerâmetleri zuhûr etmişti. Vakarlı hâl ve davranışları ile düşmanları hor ve hakîr olmuştu.” demektedir.

Bâyezîd, Osmanlı sultanlarının en büyüklerinden biri olduğu halde, değeri lâyıkı ile takdîr edilememiş bir şahsiyyettir!. Bunun sebebi, kardeşi “Cem Sultan”a karşı, O’nun hazîn âkıbeti dolayısıyla duyulan umûmî bir acıma hissidir!

II. BAYEZİT DÖNEMİ OLAYLARI

Bir diğer sebep de, babası Fâtih Sultan Mehmed Han gibi uzun asırlar boyunca nâdiren zuhûr eden devâsâ bir şahsiyyetten sonra hükümdar olmasıdır… O’ndan, babasının açtığı fütûhât yolunda yürüyerek “Batı Roma”nın başlanmış olan fethini ikmâl etmesi bekleniyordu. Ancak, başta “Sultan Cem” vak’ası olmak üzere, alevî menşe’li “Şahkulu” isyânı gibi vak’alar, bu umûmî arzuyu gerçekleştirmesine imkân bırakmamıştır. Böyle olmasaydı, O’nun da babası Fâtih Sultan Mehmed Han ve oğlu Yavuz Sultan Selîm Han gibi fütûhâtçı olacağı muhakkaktı. Nitekim bütün bu gayr-i müsâid şartlara rağmen, O’nun zamanında parlak zaferler de kazanılmıştır. Bunlardan biri olan “Abdina” (Kırbova) zaferi, dâsitânî bir muzafferiyettir.

KIRBOVA ZAFERİ

Değerli bir akıncı kumandanı olan şâir Yakup Paşa, Sultan’ın emriyle İstirya içlerine akınlar yapmış geri dönüyordu. Ellerinde birçok ganîmet ve esir bulunmaktaydı. Akıncılar, Kırbova önlerine geldiklerinde büyük bir düşman ordusu ile karşılaştılar. Askerlerinin yorgunluk ve azlıklarına rağmen Yakup Paşa, harbe mecbûr kalarak kendilerinden sayıca kat kat üstün düşman ordusuyla âdetâ bir meydan muhârebesi yaptı ve Allâh’ın yardımıyla şiddetli bir taarruz neticesinde düşmanı tamamen perîşân etti. O gün sekiz bin seçme akıncıyla yaklaşık altı bin düşman askeri öldürülmüş, yirmibeş bin kadarı da esîr alınmıştır.

Akıncıların bu zaferi, târihte ender rastlanan hâdiselerdendir. Zîrâ yaptığı akınlarla yorulmuş olan, aynı zamanda elinde birçok ganîmet ve esîr bulunan küçük bir kuvvetin, kendisiyle kıyas edilemeyecek çapta bir ordu ile muhârebeyi göze alması, kimsenin hayâl bile edemeyeceği kadar yüce, maddî ve mânevî bir yiğitliktir.

ENDÜLÜS MÜSLÜMANLARINA YARDIM

Bâyezîd Han devrinde Endülüs müslümanlarına elden gelen yardımın yapılmasından da geri kalınmamıştır. O târihte, henüz bütün Avrupa donanmalarıyla başedebilecek dirâyette bir donanmamız olmadığı halde, yüzbinlerce müslüman, hıristiyanların fecî katliamlarından kurtarılarak, Afrika’ya taşınmış, İspanya sâhilleri şiddetli bombardımanla devamlı tâciz edilerek, Endülüs’ün kaybı felâketine karşı misilleme yapılmıştır.

Çok daha önceden birbirleriyle nefsânî sebepler yüzünden boğuşarak beylikler hâline gelmiş ve aralarındaki kardeş kavgasında defâatle -maalesef- hıristiyanları yardıma çağırmış olan Endülüs müslümanlarına, yapılabilecek başka bir yardım düşünülemezdi. Çünkü onlar, Kur’ân rûhuna zıd olarak bölünüp parçalanmış ve birbirlerine karşı hıristiyanları dost edinmenin hazin bir neticesine dûçâr olmuşlardı. Aşağıdaki hâdise ne kadar ibretlidir:

Son Gırnata hükümdarı Ebû Abdullâh, düşmanlara teslîm ettiği memleketinden annesiyle birlikte uzaklaşırken Padul tepesinde durarak son kez Gırnata’ya bakmış, alevler içinde yanan bu inci gibi İslâm yurdunu ve İslâm san’atının hârikası olan el-Hamrâ sarayını seyrederken gayr-i ihtiyârı iç çekerek hıçkırıklarla ağlamaya başlamıştı. Onun bu hâli üzerine annesi de, çatık kaşlarla şu târihî cevabı vermişti:

“–Ağla ey gâfil, ağla! Erkekler gibi muhâfaza edemediğin şu mübârek yurdun için şimdi kadınlar gibi ağla!..”

Şu hâdise münâsebetiyle bu târihten sonra o tepe «Arab’ın son âhı» ya da «Arab’ın âh tepesi» mânâsında bir isimle yâd edilir olmuştur.

Bugüne kadar Osmanlı’yı, Endülüs müslümanlarının felâketine karşı seyirci kalmakla ithâm edenler, ya bu târihî gerçekleri lâyıkıyla takdîr edemeyenler, ya da kasıtlı olan kimselerdir. Çünkü karadan Almanya ve Fransa’yı aşarak İspanya’ya ulaşılamayacağı gibi, denizden de koca İspanya kıt’asına karşı, ancak düşmanı tâciz hareketleri yapılabilirdi ki, Osmanlı bunu yapmıştır.

II. Bâyezîd Han’ın bütün İslâm âlemine uzanan eli, Osmanlı lehine büyük bir muhabbete vesîle olmuştur. Bu sebepledir ki vefâtında İslâm dünyâsının birçok yerinde O’nun için «gıyâbî cenâze namazları» kılınmıştır.”

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, İbret Işıkları, Erkam Yayınları

II. BAYEZİT ÖZET BİLGİ

Adı : II. Beyazid
Doğum tarihi : Ocak 1448
Doğum yeri : İstanbul
Babası : II. Mehmet
Annesi : Gülbahar Valide Sultan (Dulkadirli)
Tahta çıktığı tarih : 4 Mayıs 1481
Tahta çıktığında yaşı : 33 yaş 4 ay
Saltanatının Sonu : 24 Nisan 1512
Tahttan ayrılma sebebi : Ölüm
Saltanatının süresi : 22 yıl
Ölüm tarihi : 26 Mayıs 1512
Ölüm sebebi : İntihar (rivayet)
Öldüğü yer : Çorlu dolayında, Dimetoka’ya giderken
Gömülü olduğu yer : İstanbul, Bayezid Camii mihrabı önündeki türbesi
Devri : Yükselme devri

Dönemin Olayları

Fatih Sultan Mehmet’in ölümü üzerine oğulları II. Bayezid ve Cem Sultan arasında iktidar mücadelesi başladı.-1481

II. Bayezid, valilik yapmakta olduğu Amasya’dan İstanbul’a gelip tahta çıktı (21 Mayıs).-1481

II. Bayezid kuvvetlerini Bursa’da yenen Şehzade Cem’de Bursa’da tahta çıktı (28 Mayıs).-1481

II. Bayezid komutasındaki Osmanlı ordusu ile Şehzade Cem’in kuvvetleri arasında Bursa yakınlarındaki Yenişehir’de yapılan savaşta yenilen Cem Sultan önce Konya’ya, ardından da Mısır’a kaçtı.-1481

İtalya topraklarından Otranto’yu işgal eden Gedik Ahmet Paşa’nın, Fatih’in ölümü üzerine İstanbul’a çağrılmasından sonra bir saldırı düzenleyen İtalyanlar kaleyi geri aldı.-1481

Kahire’de Memlûklere sığınan Cem Sultan, Karamanoğullarının daveti üzerine Anadolu’ya geçti ve Konya’da Osmanlı ordusuyla yaptığı savaşlarda mağlûp oldu ve önce Rodos’a, ardından da Fransa’ya gitti.-1482

II. Bayezid, Cem Sultan’la mücadelesinde kendi yanında olan, ancak Cem’den yana olduğundan kuşkulandığı Sadrazam Gedik Ahmet Paşa’yı idam ettirdi (18 Kasım).-1482

Osmanlı-Venedik barış antlaşması yenilendi.-1482

II. Bayezid Morova seferine çıktı.-1483

Cem Sultan olayları nedeniyle ihmal edilen Hersek’te başlayan karışıklıklar üzerine Hersek yeniden işgal edildi.-1483

Karamanoğlu Kasım Bey’in ölümü üzerine yönetimindeki İçel Beyliğine Mahmut Bey getirildi.-1483

II. Bayezid, Boğdan (Moldova) üzerine sefere çıktı.Tuna üzerindeki Kilya (Kili) kalesi ve Akkerman kaleleri fethedildi. Bu seferde Kırım ordusu, Osmanlı ordusu yanında yer aldı.Boğdan’ın fethi ile Karadeniz’in kuzeybatı ve güney kıyıları Osmanlı hakimiyeti altına girmiş oldu.-1484

Osmanlı Devleti ile Mısır’daki Memlûkler arasındaki altı yıl sürecek olan savaş başladı.-1485

İstanbul’daki Davut Paşa Külliyesinin yapımı tamamlandı.-1485

Osmanlılar ile Memlûkler arasında Adana’da yapılan savaşta Osmanlı ordusu yenildi. Komutan Hersekzade Ahmet Paşa esir alınarak Kahire’ye götürüldü.Tarsus ve Adana, Memlûklerin eline geçti.-1486

Tanrısal aşkı dile getiren Tazarruname yazarı, matematikçi, bilgin ve sadrazam Sinan Paşa öldü.-1486

II. Bayezid tarafından Amasya’da yaptırılan II. Bayezid Camii inşaatı tamamlandı.-1486

İstanbul Yedikule’deki Studios Manastırı’nın bir parçası olan Ayios loannes Prodromos (Vaftizci Yahya) Kilisesi, kiliseden camiye çevrilerek İmrahor Camii adıyla ibadete açıldı.-1486

II. Bayezid tarafından Edirne’de yaptırılan II. Bayezid Camii ve külliyesi inşaatı tamamlandı.-1487

Memlûk kuvvetleriyle Osmanlı ordusunun Tarsus-Adana arasındaki Ağaçayırı’nda yaptıkları savaşta Osmanlı ordusu mağlûp oldu.-1488

Rodos şövalyeleri tarafından Papalık makamına satılan Cem Sultan, Fransa’dan Roma’ya gönderildi.-1488

Osmanlı şeyhülislâmlarından, Fatih’in hocası Molla Gürani İstanbul’da öldü.-1488

İstanbul’daki ilk büyük şiddetli depremde birçok ev yıkıldı (16 Ocak).-1489

Memlûkler tarafından kuşatılan Adana teslim oldu.-1489

II. Bayezid tarafından Çorum-Osmancık arasında yaptırılan II. Bayezid köprüsü inşaatı tamamlandı.-1489

Osmanlı Devleti ile Lehistan (Polonya) arasında barış antlaşması imzalandı.-1490

Dulkadiroğlu Beyliği’nin de Memlûkler yanına geçmesiyle oluşan ordu ile Osmanlı kuvvetleri arasında Kayseri’de yapılan savaşta Osmanlı ordusu mağlûp oldu.-1490

II. Bayezid’in hazinedarbaşısı tarafından İstanbul Divanyolu’nda yaptırılan Firuzağa Camii inşaatı tamamlandı.-1490

Osmanlı Devleti ile Mısır’daki Memlûk Devleti arasında altı yıl devam eden savaş, Kahire’de yapılan barış antlaşmasıyla son buldu. Her iki taraf için de büyük kayıplara neden olan bu savaşlar, Tunus beyinin aracılığı ile sona erdi. Osmanlılar, bu savaşlarda ele geçirmiş oldukları Çukurova yöresini (Mekke ve Medine evkafına ait olması nedeniyle) Memlûklere bıraktılar.-1491

İstanbul Tünel’de Galip Dede Dergâhı olarak da anılan Galata Mevlevihanesi inşaatı bitti.-1491

Macaristan seferi ve Belgrad kuşatması.-1492

Bosna Beylerbeyi Yakup Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu, Hırvatistan’ın Kırbova (Adbina) bölgesinde Macarlarla yaptığı savaşta Macar ordusunu mağlûp etti ve büyük kayıp verdirdi.-1493

Napoli’ye getirilirken hastalanan Cem Sultan öldü (25 Şubat).-1495

İlk Rus elçisi İstanbul’a geldi.Ancak Mihail Pleçsef adındaki bu elçi, “görgü kurallarını bilmeyen kaba bir adam” olduğu gerekçesiyle padişah tarafından kabul edilmeden ülkesine geri gönderildi.-1495

Venediklilere bağlı bulunan Karadağ Beyliği, Osmanlı koruması altına alındı.-1497

XV. Yüzyılın en önemli divan şairlerinden Ahmet Paşa, Bursa’da öldü.-1497

II. Bayezid’e 15 yıl sadrazamlık yapan Davut Paşa azledildi. İstanbul’un bir semtine de adı verilen Davut Paşa, cami, medrese ve birçok çeşme yaptırmıştı.-1497

Azledilen Davut Paşa’nın yerine Hersekzade Ahmet Paşa getirildi.-1497

Lehistan (Polonya) Kralı Jean Arbert’in, Boğdan’a saldırması üzerine Silistre Sancakbeyi Bali Bey komutasındaki Türk akıncıları Lehistan’daki birçok kaleyi ele geçirip Varşova yakınlarına kadar sokuldular ve pek çok ganimet ele geçirdiler.-1498

Sadrazam Hersekzade Ahmet Paşa azledildi, yerine Çandarlı İbrahim Paşa tayin edildi.-1498

II. Bayezid’in Yunan Seferi.-1499

Burak Reis’in Sapienza Zaferi (28 Temmuz).-1499

Cem Sultan’ın İtalya’dan getirilen cenazesi Bursa’daki Muradiye türbesine gömüldü.-1499

Karadan ve denizden kuşatılan İnebahtı fethedildi (30 Ağustos).-1499

Venediklilere ait olan Mora yarımadasının güneyindeki Modon kenti, II. Bayezid tarafından fethedildi. Donanmanın da denizden saldırması ile Modon’dan başka Koron ve Navarin kentleri de Osmanlıların eline geçti.-1500

İstanbul’daki Bayezid Camii’nin temel atma töreni yapıldı.-1501

Midilli adasını ele geçiren Fransız donanmasına karşı saldırıya geçen Osmanlı kuvvetleri Fransızları mağlûp etti.Yenilen Fransız donanması kaçtı. Arnavutluk kıyısındaki Dıraç limanı ve kenti fethedildi.-1501

Arnavutluk kıyısındaki Dıraç limanı ve kenti fethedildi.-1501

Avarız vergisi alınmaya başlandı: Avrupa’daki Hıristiyan ittifakına karşı açılan seferlerin masraflarını karşılamak amacıyla her evden 10 akçe alınmasıyla başlayan bu vergi Tanzimat dönemine kadar devam etti.-1501

Osmanlı-Venedik Barışı imzalandı.-1502

Osmanlılarla Macarlar arasında barış anlaşması yapıldı.-1503

Sadrazam Hadem Halil Paşa azledildi; yerine ise tekrar Hersekzade Ahmet Paşa getirildi.-1503

1501 yılında temeli atılan Bayezid Camii’nin yapımı tamamlandı.-1505

İkinci kez sadrazam olan Hersekzade Ahmet Paşa azledildi ve yerine tekrar Hadım Ali Paşa tayin edildi.-1506

Divan şairlerinden Mihri Hatun, Amasya’da öldü.-1506

Bayezid Camii külliyesine bağlı olan Bayezid Medresesi açıldı.-1507

Divan şairi Necati öldü.-1508

Yusuf ile Züleyha yazarı divan şairi Hamdullah Çelebi öldü.-1508

Şehzade Korkut, Manisa’ya tayin isteğinin kabul edilmemesi üzerine Mısır’a iltica etti.-1509

İstanbul’da deprem: “Küçük Kıyamet” adı verilen deprem sonunda İstanbul yerle bir oldu (22 Ağustos)-1509

Deprem sonucu yıkılan İstanbul; Anadolu ve Rumeli’den getirilen seksen bin kişiyle yeniden inşa edildi-1510

Rumeli sancaklarından birine naklini isteyen geleceğin Yavuz Sultan Selim’i Şehzade Selim, bu isteği reddedilince, kardeşi Şehzade Ahmet’in padişah olmaması için Edirne’ye gelerek saltanatını ilan etti. 40 bin kişilik bir orduya sahip olan Şehzade Selim, Çorlu’da babası II. Bayezid ile yaptığı savaşta mağlûp oldu ve Kefe’ye kaçtı.-1511

İstanbul hükümeti tarafından tahta çağrılan Şehzade Ahmet’in yola çıkması üzerine Selim taraftarı yeniçeriler isyan etti.-1511

Saray önünde toplanan yeniçerilerin, Şehzade Selim’in başa geçmesini istemeleri üzerine Selim, tahta çağrıldı ve İstanbul’da büyük bir merasimle karşılandı.-1512

Şehzade Selim’in ve yeniçerilerin baskılarına dayanamayan II. Bayezid, tahttan çekildi ve yerine, gelecekte Yavuz Sultan Selim olarak anılacak I. Selim tahta çıktı.-1512

Yavuz Sultan Selim Halep’e girdi (28 Ağustos).-1516

LGS SINAVINA KALAN SÜRE
6 HAZİRAN 2021
UA-110949892-2