Deyimler Sözlüğü (Y Harfi) Başlayan

OdevTest
OdevTest
Kasım 18, 2018

Y Harfi ile Başlayan Deyimler

Yabana atmak: Önem vermemek, önemsiz görüp dikkate almamak, üzerinde durmamak.”Babanın sözlerini sakın yabana atayım deme.”

Yabancılık çekmek: Bir iş ya da çevrede yabancı olmaktan dolayı ortaya çıkan zorlukların etkisinde kalmak.”Ona hiç yabancılık çektirmedi.”

Ya bu deveyi gütmeli, ya bu diyardan gitmeli: “Bu işi mutlaka yapmalısın, başka yolu yok, aksi taktirde burada kalamazsın.” anlamında kullanılır.

Ya devlet başa, ya kuzgun leşe: “Giriştiğim iş beni ya büyük bir varlığa ve mevkiye ulaştıracak ya da mahvedecek, batıracak” anlamında söylenir.

Yad eller: 1. Baba ocağından uzak yerler, gurbet. 2. Yabancı kimseler, yabancılar. “Yiğidim yad ellerde kalmasın, dönsün geri Rabbim.”

Yâd etmek: Anmak, hatırlamak. “Seni her gün yad ederiz buralarda.”

Yağ bağlamak: Semirmek, üzerine biriken yağ katılaşmak.

Yağ bal olsun: “Yediğin, içtiğin helâl ve afiyet olsun” anlamında söylenir.

Yağcılık etmek: Dalkavukluk etmek, övmek, pohpohlamak. “Öğrenci öğretmenine yağ çekiyor, gözünün içine bakıyor, bu şekilde iyi not alacağını sanıyordu.”

Yağlı ballı olmak: Araları çok iyi, içli dışlı, samimi olmak. “Öyle yağlı ballı olmuşlardı ki birbirlerine her şeylerini anlatıyorlardı.”

Yağlı kapı: Çalıştırdığı kimselere bol kazanç sağlayan kimse, kuruluş, aile ya da yer. “Herkese nasip olmaz öyle yağlı kapı.”

Yağlı kuyruk: Kolayca ve bolca yararlanılabilecek kaynak; basitçe sömürülebilecek iş veya kimse. “Bulmuşsun bir yağlı kuyruk, çek babam çek!”

Yağlı müşteri: Bol paralı, çok alışveriş yapan zengin alıcı. “İki üç yağlı müşterimiz de olmasa kapamak zorunda kalacağız bu dükkânı.”

Yağma gitmek: Bir şey çok alıcı bulup çok satılmak, kolay müşteri bulmak. “Kapanın elinde kalıyor, yağma gidiyor, koş koş, sen de yetiş!..”

Yağma Hasan`ın böreği: Hakkı olanın da olmayanın da kolayca yararlandığı, kimsenin korumadığı, her yanından sömürülen kaynak.

Yağma yok: “Öyle şey olmaz, buna izin vermezler, kolay kolay elde edemezsin” anlamında bir tutumun ya da davranışın yanlışlığı ifade etmek için kullanılır.

Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak: Bir tehlikeden, güç bir durumdan kaçarken daha kötüsüyle karşılaşmak.

Yağmur yağarken küpünü doldurmak: Kazanma fırsatı varken ondan yararlanıp para veya mal edinmek. “Bana bak aslanım, daha ne istiyorsun, yağmur yağarken küpünü doldur yoksa pişman olursun.”

Yağ tulumu: Çok şişman, çok yağlı. “Birkaç ay sonra yağ tulumu olacak, şuna birisi söylese de çok yemese.”

Ya herrü (herro) ya merrü (merro): “Tehlikeyi göze aldık, giriştiğimiz işte ya batar ya da çıkarız” anlamında kullanılır.

Yahudi pazarlığı: Tarafların çıkarlarını düşünerek çekişe çekişe yaptıkları pazarlık. “Benimle Yahudi pazarlığı yapmaya kalkma lütfen.”

Yakadan atmak: Savıp kurtulmak, başından atmak. “İnan onu yakamdan atmaya çalışıyorum.”

Yaka paça: Hiçbir itiraz dinlemeden, zorla, kuvvet kullanarak (götürmek). “Polisler adamı yaka paça götürdüler.”

Yakası açılmadık: Hiç duyulmadık, bilinmedik, ayıp söz, küfür.

Yakasına sarılmak: İstediği şeyi almak ya da dövmek için tutup bırakmamak, zorlamak. “Çocuk annesinin yakasına sarılmış balon diye ağlıyordu.”

Yakasına yapışmak: Hesap sormak ya da bir şey istemek için tutup bırakmamak. “Beni de götüreceksin diye yakama yapıştı, ben de getirmek zorunda kaldım.”

Yakasını bırakmamak: Bezdirecek kadar üstüne düşmek, ısrar etmek, yanından ayrılmamak. “Ne olursa olsun yakasını bırakmayıp paramı alacağım ondan.”

Yakasını kaptırmak: Bir şeyin, bir kimsenin etkisinden kendisini kurtaramamak, ona bağlanmış olmak.

Yakayı sıyırmak: Kurtulmak, kaçmak. “Çok şükür şu adamdan yakayı sıyırdık.”

Yaka silkmek: Bıkıp usanmak; bir iş, durum, yer ya da kimsenin olumsuz yanlarından tedirginlik duyduğunu belirtmek. “Doğrusu yaka silkinecek bir iş seninki de.”

Yakayı ele vermek: Yakalanmak, kaçamayarak ele geçmek. “Mahallenin hırsızı sonunda yakayı ele verdi.”

Yakayı kurtarmak: Umulmazken bir işten ya da kimseden kurtulmak, kaçmak. “Bu pis işten yakayı nasıl kurtardık hâlâ anlayabilmiş değilim.”

Yakınlık duymak: Birine karşı sevgi ve ilgi duymak, yabancılık hissetmemek. “Hayatta yakınlık duyduğum tek insandı.”

Yakışık almamak: Yerinde olmamak, uygun düşmemek, yaraşmamak. “Çocuğu herkesin içinde azarlaman hiç de yakışık almadı.”

Yalancı pehlivan: Yapamayacağı bir işi yapabilecekmiş gibi görünen kimse, palavracı. “Yalancı pehlivanın biridir o, ona güvenmeyin.”

Yalancısı olmak: Doğruluğu bilinmeyen, inanılmayacak sözleri bir başkasından işiterek söylemiş olmak. “Ben şefin yalancısıyım, müdür ihalelerde insiyatifini kullanıyor ve rüşvet yiyormuş.”

Yalan dolan: Hile, düzen, dalavere, yolsuz davranış. “Yalan dolanla iş görmeye kalkanların başına işte bunlar gelir.”

Yalan yere: Gerçeğe uygun olmayarak. “Yalan yere adamı şikâyet ettiler.”

Yalayıp yutmak: 1. İştahla, hiçbir şey bırakmadan yiyip bitirmek. 2. Kötü bir söz ya da davranış karşısında sessiz kalıp, kabullenmek. “Sofradaki bütün yemekleri yalayıp yuttu.”

Yalpa vurmak: İki yana, sağa sola; bir o yana, bir bu yana sallanarak yürümek. “Nedendir bilmem, yalpa vurarak yürüyordu.”

Yalvar yakar olmak: Çok yalvarıp yakarmak.

Yan bakmak: Beğenmeyerek, kötü niyetle, düşmanca bakmak. “Bu adamın her gün yan bakması artık canıma yetti!”

Yan basmak: 1. Aldanmak. 2. Kaypaklık edip dürüst davranmamak. “Sana tanınan bu fırsatı iyi değerlendir, sakın yan basayım deme.”

Yan çizmek: Kendisine yüklenen bir görevden kaçmak. “Üç kişi yan çizdi, demek ki ikimiz taşıyacağız bu bidonları.”

Yandan çarklı: 1. Şekeri yanına konmuş olan kahve veya çay. “Usta, iki yandan çarklı yap!” 2. Bir omuzu düşük olarak yürüyen. 3. Çarkı yanda olan gemi.

Yan gelip yatmak: Yapacak işleri olduğu hâlde yapmamak, rahatına bakmak, keyfince yaşamak. “Hiç çalışmıyor, yan gelip yatıyor akşama kadar.”

Yangına körükle gitmek: Anlaşmazlığı, gerginliği, kargaşalığı artırıcı, her iki tarafı kışkırtıcı söz ve davranışlarda bulunmak. “Sen karışma, çekil aralarından, yangına körükle mi gitmek istiyorsun?”

Yan gözle bakmak: 1. Kötü niyetle, düşmanca bakmak. 2. Göz ucuyla bakmak. “Tezgâhtaki mallara yan gözle bakıp geçti.”

Yanık ses: Hüzünlü, çok dertli, içindeki acıyı dile getiren ses.

Yanına bırakmamak: Kendisine yapılan kötülüklerin öcünü almak, cezasını sert karşılıklarla vermek. “Bunu, onun yanına bırakmayacağım.”

Yanına (kâr) kalmak: Kendisinden öç alınmamak, yaptığı kötülük sert karşılık görmemek, cezasız kalmak. “Adamın yaptığı yanına kâr kaldı, nasıl adalet bu?”

Yanına salâvatla varılır: Çok öfkeli, kızgın ve kibirlidir.

Yanından bile geçmemiş: Hiç ilgisi yok, en ufak benzerliği bile yok. “Sen kardeşini bir görsen, bu onun yanından bile geçmemiş.”

Yanıp tutuşmak: 1. Elde etmek için güçlü bir istek duymak, elde edemediği için de büyük üzüntü içinde olmak. 2. Kuvvetli bir aşkla sevmek. “Bakan olmak isteğiyle yanıp tutuşuyordu.”

Yanıp yakılmak: Sızlanıp şikâyet etmek, derdini döküp durmak. “Çoluk çocuk açtı, kimse yardım elini de uzatmıyordu, birine de yanıp yakılmayı bir türlü kendine yediremiyordu.”

Yanlış ata oynamak: Kazanmak için giriştiği işte tuttuğu yol, dayandığı kimse dayanıksız ve çürük çıkmak, dolayısıyla aldanmış olmak.

Yanlış kapı çalmak: İsteğinin yapılamayacağı bir yere başvurmak. “Meğer biz yanlış kapı çalmışız.”

Yan tutmak: Taraflardan birini desteklemek, onun söz ve davranışlarını benimsemek, yansız olmamak. “Yan tutmayıp tarafsız kalırsan senin için daha iyi olur.”

Yan yan bakmak: Düşmanca, kötü niyetle bakmak.

Yapmadığını bırakmamak: Bütün kötülükleri yapmak, eziyet etmek.

1 2 3 4 5 6
LGS SINAVINA KALAN SÜRE
6 HAZİRAN 2021
UA-110949892-2