Kanuni Sultan Süleyman’ın Hayatı ve Dönemi

OdevTest
OdevTest
Kasım 24, 2018

Kanuni Sultan Süleyman’ın Hayatı ve Dönemi

10. Osmanlı Sultanı, 89. İslam Halifesi, Batı’da Muhteşem Süleyman, Doğu’da ise adaletli yönetimine atfen Kanunî olarak bilinen Kanunî Sultan Süleyman’ın hayatı…

KISACA KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN KİMDİR?

Kanûnî Sultan Süleyman, 27 Nisan 1495 Pazartesi günü, Trabzon’da doğdu. Babası Yavuz Sultan Selim, annesi Hafsa Hatun’dur. Hafsa Hatun Türk ya da Çerkezdir. Kanûnî Sultan Süleyman, yuvarlak yüzlü, elâ gözlü, geniş alınlı, uzun boylu ve seyrek sakallıydı.

Kanûnî Sultan Süleyman devri, Türk hakimiyetinin doruk noktasına ulaştığı bir devir olmuştur. Babası Yavuz Sultan Selim, onu küçük yaşlardan itibaren çok titiz bir şekilde yetiştirmeye başladı. Benzeri görülmemiş bir terbiye ve tahsil gördü. İlk eğitimini annesinden ve ninesi Gülbahar Hatun’dan (Yavuz Sultan Selim’in annesi) aldı. Yedi yaşına gelince tahsil için İstanbul’a, dedesi Sultan İkinci Bayezid’in yanına gönderildi; Şehzade Süleyman, burada Kara Kızoğlu Hayreddin Hızır Efendi’den tarih, fen, edebiyat ve din dersleri alırken, savaş teknikleri konusunda da öğrenim görüyordu. On beş yaşına kadar babası Yavuz Sultan Selim’in yanında kalan Şehzade Süleyman, kanunlar gereği sancak istemesi üzerine, önce Şarkî Karahisar’a oradan da Bolu, kısa bir süre sonra da Kefe sancak beyliğine tayin edildi (1509).

Yavuz Sultan Selim’in, 1512 de tahta geçmesi üzerine İstanbul’a çağırılan Şehzade Süleyman, babasının kardeşleriyle mücadeleleri sırasında İstanbul’da kalarak babasına vekâlet etti. Bu sırada Saruhan sancakbeyliğinde de bulundu. Babası Yavuz Sultan Selim’in ölümü üzerine, 30 Eylül 1520’de, yirmi beş yaşındayken Osmanlı tahtına geçti. Kendisinden başka erkek kardeşi olmadığı için tahta geçişi kolay ve çatışmasız oldu. Çok ciddi ve kendinden emin bir padişah olan Kanûnî Sultan Süleyman, azim ve irade sahibiydi. Yapacağı işlerde hiç acele etmez, gayet geniş düşünür ve verdiği emirden asla geri dönmezdi. İş başına getireceği adamlara, kabiliyet derecelerine göre görev verirdi. Sigetvar kuşatmasını idare ederken, 7 Eylül 1566 yılında yetmiş bir yaşında vefat etti.

Kendisine “Kanûnî” denmesi, yeni kanunlar icad etmesinden değil, mevcut kanunları yazdırtıp çok sıkı bir şekilde tatbik etmesinden dolayıdır. Kanûnî Sultan Süleyman, adaleti seven bir padişahtı. Mısır’dan gelen vergiyi haddinden fazla bulup, yaptırdığı araştırma sonunda halkın zulme uğradığını düşünmesi ve Mısır Valisini değiştirmesi bunun açık kanıtıdır.
Kanûnî Sultan Süleyman, tahta çıktığı sırada Osmanlı Devleti dünyanın en zengin ve en güçlü devleti konumundaydı. Babasının ölümü ve kendisinin padişah olması, “Arslan öldü, yerine kuzu geçti” diye düşünen Avrupalıları sevindiriyordu. Ancak Avrupalılar, çok geçmeden hayal kırıklığına uğradılar.

Erkek çocukları: İkinci Selim, Bayezid, Abdullah, Murad, Mehmed, Mahmud, Cihangir, Mustafa
Kız çocukları: Mihrimah Sultan, Raziye Sultan

I. (KANÛNÎ) SÜLEYMAN (1520 – 1566)

Kanunî Sultan Süleyman, 1495’de Trabzon’da doğdu. Babası Yavuz Sultan Selim, annesi Hafsa Sultan’dır. “Süleyman” ismi kendisine Kur’ân-ı Kerîm’den tefe’ül olunarak verildi. Adını Neml Sûresi’nin 30. âyet-i kerîmesindeki Hz. Süleyman’ın (a.s.) isminden aldı. Sanki bu isim, daha o anda, Şehzâde Süleymân’a lûtfedilecek olan dünya ve ukbâ saltanatlarını birleştiren bir ihtişâmın müjdesini de beraberinde taşıyordu.

Çocukluk yılları babasının sancak beyi olarak görev yaptığı Trabzon’da geçti. İlk eğitimini Trabzon sarayında kendisine tahsis edilen hocalardan aldı. Adı bilinen ilk hocası Hayreddin Efendi’dir. Evliya Çelebi’ye göre Trabzon’da iken süt kardeşi Kadı Ömer Efendi’nin oğlu Yahyâ ile (Beşiktaşlı Yahyâ Efendi) birlikte bir Rum’dan kuyumculuk öğrendi. On yaşına geldiğinde sancağa çıkması gerekirken muhtemelen II. Bayezid’in, oğulları tarafından sürekli şekilde baskı altında tutulması sebebiyle tayini gecikti. Şehzade Selim’in isteği üzerine birkaç defa fikir değiştiren Sultan II. Bayezit Süleyman’a Kefe sancağını verdi.

Şehzade Süleyman annesi, hocası ve lalası yanında olduğu halde gemiyle Trabzon’dan Kefe’ye gitti. Burada kaldığı süre zarfında babasının taht için mücadelelerine şahit oldu; onun tahtı elde edebilmek için giriştiği askerî hazırlıklara destek verdi. Babasının 1512’de tahta çıkışı kendisine gelecekteki iktidarın yolunu da açmış bulunuyordu. Nitekim Yavuz Sultan Selim’in cülûsundan az sonra İstanbul’a çağrıldı. Bir süre babasının amcalarıyla olan mücadelesini muhafazasıyla görevlendirildiği başşehirden takip etti ve onların bertaraf edilmesinin ardından yegâne taht vârisi sıfatıyla sancak beyi olarak Nisan 1513’te Manisa’ya gönderildi. Tahta çıkacağı 1520’ye kadar yaklaşık yedi yıl Manisa’da kalan Şehzade Süleyman, bu süre zarfında babasının seferleri dolayısıyla tahta vekâlet ve muhafaza göreviyle Edirne’de bulundu.

ŞEHZADELİK EĞİTİMİ

Yavuz Sultan Selîm’in 1512’de tahta geçmesi üzerine, Şehzâde Süleyman İstanbul’a çağrılmış, Yavuz’un, kardeşleri ile mücâdelesi sırasında İstanbul’da ona vekâlet etmişti. Babası kardeşlerini yenip tahtta rakipsiz bir hâle gelince genç Şehzâde, merkezi Manisa olan Saruhan sancak beyliğine gönderilmişti. Bu sûretle devlet idâresindeki tecrübesi ikmâl ettirilmiş oldu. Diğer yandan annesi, zamanın velîsi olan Sünbül Efendi’den oğlunun mânevî eğitimi ile meşgul olmak üzere bir talebesini istemişti. O da Merkez Efendi’yi Manisa’ya tâyin etmiş, bu sûretle Kanunî, mâneviyat âleminde rûhunu besleyecek ilk kaynağa ulaşmıştı.

Kanunî Sultan Süleyman, 30 Eylül 1520’de genç yaşta tahta geçti. Babasının cenâzesini Topkapı’da karşıladı. Fâtih Câmisi’ne kadar cenâzenin arkasında yürüdü. Yavuz Selîm Hân’ın temiz naaşı, cenâze namazını edâdan sonra Fâtih civârında Sultan Selîm semtindeki kabrine defnedildi. Kanunî, mîmarbaşı Ali Ağa’ya, burada babasının adına bir câmi ve türbe yapılması için tâlimat verdi.

MUHTEŞEM SÜLEYMAN

Kanunî, babasından dünyanın en zengin ve en güçlü ordusuna sahip bir devleti mîras olarak devralmıştı. Kısa zamanda, giriştiği fütûhâtın büyüklüğü kadar idâresindeki dirâyet ve fazîlet ile de öyle temâyüz etti ki, hasmı olan Avrupalılar bile kendisini “Muhteşem Süleyman” lâkabı ile anmaya mecbur kaldılar.

Tahta geçişinin ikinci ayı daha dolmadan babası zamanında Şam beylerbeyiliğine getirilen eski Memlük emîri Canbirdi Gazâlî’nin isyanıyla karşılaştı. Safevîler’in devreye girme ihtimali onda büyük endişeye yol açtıysa da isyan kısa sürede bastırıldı.

KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN’IN İLK SEFERİ

İlk sefer-i hümâyunu olan Belgrad harekâtı sadece askerî bakımdan değil devletin vizyonu açısından da sembolik bir önem taşır. Burası, vaktiyle büyük atası Fâtih Sultan Mehmet’in başarısızlığa uğradığı ana hedefi konumundaydı. Kanunî Sultan Süleyman, Belgrad’ı alarak batıya karşı yeni bir açılım sağlamak amacındaydı.

Kanunî Sultan Süleyman bu ilk siyasî faaliyetlerinde Fâtih Sultan Mehmet’in izlerini takip etti ve buna göre bir strateji oluşturdu. Belgrad’ın ele geçirilmesinin ardından ilk hedefinin yine vaktiyle büyük dedesinin başarısızlığa uğradığı Rodos olması bu bakımdan dikkat çekicidir. Bunun üçüncü ayağı ise İtalya’ya yönelik niyetlerinin başlangıcı olarak tasarlanan Korfu seferidir.

TARİHİN EN KISA SÜREN MEYDAN SAVAŞI

Derhâl Avrupa hedefine yönelen genç hükümdar, 1522’de Rodos’u aldı. 29 Ağustos 1526’da Mohaç ovasında yapılan tarihin en kısa sürede biten meydan muharebesi ” Mohaç Savaşı” ile Macaristan’ı haritadan sildi. Budapeşte’yi fethetti. 1529’da Viyana kuşatıldı. 1532’de Avusturya seferine çıkıldı. 1533’de Almanya ile anlaşma imzâlandı. 1537’de Estergon, İstoni ve Belgrad’ı fethetti.

HAYRETTİN PAŞA’NIN OSMANLI HİZMETİNE GİRMESİ

O sırada devletin ihtişâmı öyle göz kamaştırıcı idi ki, Barbaros Hayreddîn Paşa, “İslâm birliği” düşüncesi ile mâliki olduğu kuzey Afrika’yı Osmanlı devletine hediye etti. Kanunî de, buna mukâbil ona devletin Kaptan-ı Deryâlığı’nı (Osmanlı deniz kuvvetleri kumandanlığını) verdi. Akdeniz kısa zamanda bir Osmanlı gölü hâline geldi. Hind Okyanusu’na bile donanma gönderilerek, oradaki Müslümanlara yardımda bulunuldu. Sudan ve Habeşistan’a seferler yapıldı. Hudutlar, güneyde orta Afrika’ya kadar uzandı. Kuzeyde Kırım Hanları, Moskova’ya kadar ilerlediler. 1548’de Tebriz dördüncü defa geri alındı. Böylece doğudaki hudut, Hazar Denizi’ne dayanmış oldu.

SÜLEYMAN SÖZÜ

Bu şekilde mânevî olarak da ilâhî te’yîde mazhar olan Kanunî Sultan Süleyman Han, uzun ömrünü, insanlığı huzur ve saâdete eriştirmek için harcadı. Birçok zâlim kralın zulmü altında inleyen insanları kurtararak, onlara İslâm’ın eşsiz merhamet, şefkat ve adâletini tattırdı. Her yerde husûsiyle İslâm memleketlerinde onun adı hayır ve hürmetle yâd edilir oldu. Emsalsiz adâlet ve doğruluğu sebebiyle halk arasında riâyet edilmesi gereken “söz ve vaad”lere “ahd-i Süleymânî” (Süleyman sözü) ifâdesi, bir darb-ı mesel hâline geldi.

Onun devrinde muhteşem Osmanlı ordusunun önüne hiçbir düşman kuvveti çıkmaya cesaret edememekteydi. Hattâ umûmiyetle bütün Avrupa’yı kendi etrafında toplamayı başarmış bulunan Şarlken bile, Kanunî’nin karşısına çıkmaktan son derece çekinmekteydi. Üzerine yapılan sefer-i hümâyûnlarda köşe bucak kaçmaktan başka bir şey yapamıyordu. Çünkü âdeta bir mûsikî âhenginde harp eden Osmanlı ordusuna karşı koymak, bütün Avrupa’nın Ren kıyılarına kadar kaybı demekti. Dolayısıyla Şarlken, her şeye rağmen kesin bir mağlûbiyeti kabûllenmek istemediği için aczini gizlemiyor, sürekli olarak Osmanlı ordusundan kaçıyordu.

Kanunî, babasından devraldığı 6.557.000 km2’lik vatan toprağını, 14.893.000 km2’ye ulaştırdı. Hudutlar, kıt’a ve okyanuslarla çizilir oldu. Nice nâmdar krallar dahî, Osmanlı karşısında acziyetten başka bir şey yapamıyorlardı.

“BEN KARA VE DENİZLERİN HAKANIYIM”

İspanya kralı, Kanunî’nin kaptan-ı deryâsı Hayreddîn Paşa’nın fetih hamlelerinden nefes alamayıp Müslüman beldelerinde istediği zulmü icrâ edemeyince, buna karşılık kuru bir cesaretle Anadolu topraklarına doğru intikam seferine karar vermişti. O sıralarda Kanunî Sultan Süleyman Hân’ın Avrupa içlerinde bulunması da kendisini bu hususta bir hayli heveslendirmişti. Ancak durumu öğrenen Alman imparatoru Ferdinand, hem İspanya kralının gerçekleri görerek hareket etmesi, hem de Kanunî’ye karşı kendisine bir müttefik bulabilmek gâyesiyle ona, Osmanlı hakkında büyük itiraflarla dolu şu mektubu yazmak zorunda kaldı:

“–Kardeşim İspanya Kralı! Duydum ki, Osmanlılar Avrupa seferinde iken sen de bu fırsattan istifâde ile Anadolu’ya sefere çıkacakmışsın! Doğrusu bu hareketi yerinde ve isâbetli bulmadım. Zira ben, hayatım boyunca bizlerden birinin Anadolu’ya sefer yaparak orada bir kaleyi veya herhangi bir yeri fethederek ellerinde tutabildiklerini görmedim. Bir müddet elde tutulabilenler de, dâimâ Türkler tarafından tekrar geriye alınmışlardır.

Anadolu bir tarafa, bizim memleketimizde fethettikleri yerleri bile geri alamıyoruz. Bir düşün; nice yıldır hangi kaleyi aldık da elimizde tutabildik? Hangi şehri veya kasabayı ele geçirdik de tekrar geri vermedik? Bilesin ki, senin memleketinden çok uzak yerlerde böyle mâcerâlara atılman doğrusu boş işlerdir. Yine bilesin ki, Sultan ve askerleri yerlerinde yok diye Anadolu’ya sefere çıkman, kükremiş bir arslanın açık ağzına elini koyman demektir ki, böyle bir durumda bir daha elini onun ağzından aslâ koparamazsın! Gel, sen bu işten vazgeç! Gel, bana yardım et! Eğer bana yardım etmezsen benim ömrüm tamamlanmış ve işim bitmiş olur. Bu da, sıranın size gelmesi demektir.”

Görüldüğü gibi Kanunî devri, samîmiyetle inanan ve rızâ-yı ilâhîyi yürekten dileyen insanlara Allâh’ın yardımının şanlar ve zaferler yağmuru hâlinde tezâhür ettiği gerçeğinin bir örneğidir. Öyle ki, krallar, Kanunî’nin vâlileri hükmündeydi.

SULTANLAR SULTANI

Bunlardan biri olan Fransa kralı Françesko, Alman imparatoru Şarlken ile yaptığı bir harpte esir düşmüştü. Bunun üzerine annesi, Kanunî’ye bir elçi gönderdi. Elçi, Françesko’nun annesinin mektubunu takdîm etti. Annesi, oğlunu kurtarması için yalvarıyordu. Kanunî’ye “Sultanlar Sultanı” diye hitâb ediyordu. Kanunî ise, Fransuva’ya yazdığı cevâbî mektubunda:

«Ben ki…» diye başlayarak uzun uzun hâkimi bulunduğu ülkeleri:

«…Âzerbaycan’ın, Anadolu’nun, Rumeli’nin, Balkanlar’ın, Karaman’ın, Irak’ın, Arabistan’ın, Mısır’ın, karaların ve denizlerin sultânı Yavuz Sultan Selîm Han oğlu Sultan Süleyman Hân’ım.» diyerek sayıyor ve:

«Sen ki Fransa eyâletinin vâlisi Françesko’sun.” beyânından sonra, kralların başlarına böyle bir hâdisenin gelebileceğinin tabiî olduğunu söyleyerek onu tesellî ediyordu.

Kanunî’nin cevâbî mektupta: “Ben karaların ve denizlerin hâkânıyım!” demesi, îman gücünün ve kudretinin cihâna karşı haykırılışı demekti.

FRANSA’DA DANS 100 YIL YASAKLANDI

Kanunî devrinde bu güçlü sadâ hiç kesilmedi. Nitekim o devirde bir ara Fransa’da dans denilen rezâlet yeni yeni ortaya çıkmaya başladığında bunu duyan Kanunî, derhâl Fransa kralına şu tâlimâtı göndermiştir:

“…İşittim ki, memleketinizde kadın ve erkeklerin dans adı altında birbirlerine sarılmak sûretiyle halk önünde ahlâk ve hayâya mugâyir davrandıkları süflî bir eğlence îcâd edilmiş! Bu rezâletin, hem-hudud olmamız dolayısıyla memleketime sirâyeti ihtimâli vardır. Bu itibarla nâme-i hümâyûnum elinize ulaşır ulaşmaz derhâl bu rezâlete son verile! Aksi hâlde bizzat gelip o rezâleti kaldırmaya elbette muktedirim.”

Tarihçi Hammer, bu mektup üzerine Fransa’da dansın tam yüz yıl yasaklandığını kaydetmektedir.

PREVEZE ZAFERİ

Bu devir, bütün bir cemiyet fertlerinin, asâlet, ciddiyet ve îman vecdi ile coşkun çağlayanlar hâlinde olduğu bir devirdi. Bu devirde îmânın heybet ve heyecânı ile bu şâha kalkış, yalnız Kanunî’de değil, devletin bütün müesseselerinde ve hattâ en küçük rütbedeki ferdinde bile görülmekte idi:

Preveze zaferinin müjdesini dörtnala at üzerinde getiren levent, Topkapı Sarayı’na girince, atının dizginini çekmesi ile, at bir müddet iki ayak üzerinde dönmüştü. Bu manzarayı seyreden Kanunî’nin, levende:

“–Ne azgın bir küheylânla gelmişsin!..” demesi üzerine levendin:

“–Hünkâr’ım, Akdeniz azgın bir küheylândı. Biz onu bile uslandırdık!..” cevabını vermesi, îman gücüyle şahlanıştan doğan îtimâd-ı nefsin bir tezâhürü idi.

Sultandan bir ere kadar hep aynı duyuş ve aynı kalp atışı vardı.

MÜSLÜMAN TÜRK’ÜN ADALETİ

Hak ve adâlet, hudutları Hazar’dan Orta Avrupa’ya, Hind Okyanusu’ndan Ukrayna’ya kadar uzanan bir İslâm devlet-i aliyyesinin hukûku olarak zamanın îcaplarına göre öylesine dakik bir sûrette gerçekleştiriliyordu ki, engizisyon mahkemelerinin korkunç zulümlerinden kaçanlar, Osmanlı ülkesine sığınıyorlardı. «Dünya dönüyor!» dediği için Galileo, ölümden kurtuluş çaresi olarak, ilmî kanaatini lâfzan terk ederken, Osmanlı’da gayr-i müslimlerin bile “vedîatullâh”, yani Allâh’ın devlete emâneti olarak kabûl olunduğu yüce bir görüş hâkim bulunuyordu.

Hattâ Lehistan’da:

“Osmanlı atları Vistül Nehri’nden su içmedikçe, bu ülkenin hürriyet ve istiklâle kavuşamayacağı” sözü, bir darb-ı mesel hâline gelmişti.

Gerçekten Lehistan, yani Polonya, tarihte üç defa istiklâline kavuşmuştur ki, bu da Türk atlarının Vistül Nehri’nden su içtiği zamanlarda olmuştur.

KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN’IN SON SEFERİ

Kanunî, son seferinde ilerleyen yaşı sebebiyle aylar süren bir yolculuğu, at sırtında dik durabilsin ve askerlere dinç görünebilsin diye sırtına kuşak gibi urgan sarılarak çıktı.

KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN’IN DUASI

Ulu Hakan, ardındaki ihtişamlı sultanlığa son mührünü vurduğu Zigetvar’da ellerini açıp Rabbine şöyle niyâz etmiştir:

“Yâ Rabbî! Nice müddettir yeryüzünü benim zaferimle doldurdun. Vâsıl olunmadık recâm, hâsıl olunmadık duâm kalmadı. Artık Habîb-i Edîb’in hürmetine saâdet-i şehâdet ve ardından da cemâlini müşâhede nîmetlerini bu kemter kuluna nasîb eyle!..”

KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN’IN VEFATI

Bu niyazdan bir müddet sonra Muhteşem Süleyman, sefer esnâsında vefât eden dördüncü Osmanlı sultânı olarak rahmet-i Rahmân’a yürüdü.

Ulu Hâkan’ın cenâzesi, dört yüz muhâfızın nezâretinde İstanbul’a getirildi. Süleymâniye Câmii’nin musallâ taşına kondu. Cenâze namazı beş yüz müezzinin, tekbirleri birbirlerine aktarmaları ile kılındı. Cemaatin arka ucu Fâtih Câmii’ne dayanıyordu.

Kanunî’nin naaşı, kabre indirilirken bir sandık getirilip “Vasiyeti gereğidir!” denilerek, o da kabre konulmak istendi. Şeyhülislâm Ebussuûd Efendi, bu duruma müdâhale etti. Cenâze ile beraber kıymetli bir şeyin gömülmesinin câiz olmadığını bildirdi. Ebussuûd Efendi’ye bunun, Hâkan’ın bir gün evvelki vasiyeti olduğu bildirilince, merakla sandığı açtı. Kendisinin Hünkâr’a verdiği fetvâlarla karşılaştı. Hayretler içinde donakaldı:

“–Sen kendini kurtardın ulu Hâkan! Biz yarın Âhirette ne yapacağız?!.” diyerek hüzünlendi ve ağlamaya başladı. Zira Kanunî, hayatı boyunca yapacağı her işin fetvâsını almış, ondan sonra icrâ etmişti.”

Kanuni Döneminden Kalan Önemli Mimari Eserler

Sultan Süleyman’ın uzun süren padişahlık dönemi mimari eserler açısından çok parlak bir dönem olmuştur. Çok sayıda mimari eser üretilmesinin yanı sıra, mimari teknik ve anlayış bakımından da Osmanlı sanatı zirveye ulaşmıştır. Klasik Osmanlı mimarisinin sembol ismi Mimar Sinan bu dönemde yetişmiştir.

Mimari eserlerin önemli bir bölümü İstanbul’da yapılmıştır. Bu dönemin sembol yapısı Süleymaniye Camii ve külliyesidir. Mimar Sinan eseri olan bu yapı 1551-1557 yılları arasında inşa edilmiştir. Kanuni zamanında yapılan İstanbul’daki diğer önemli yapılar arasında Şehzadebaşı Camii, Mihrimah Sultan Camileri (iki tane, Üsküdar ve Edirnekapı’da), Haseki Camii, Sultan Selim Camii, Rüstem Paşa Camii sayılabilir. Camilerin yanı sıra çok sayıda medrese, imaret, hamam, köprü, darüşşifa gibi yapılar yapılmıştır. Kanuni İstanbul’un su sorunun çözülmesine büyük önem vermiştir. Büyük ölçekli harcalar yaparak, su yolları ve çeşmeler inşa ettirmiştir.

Mimar Sinan tarafından inşa edilen Süleymaniye Camii Kanuni döneminin en önemli mimari eseridir.

Seferler sırasında gittiği şehirlerin imarına önem vermiştir. Gittiği bölgelerde özellikle önemli İslam büyüklerinin mirasının canlandırılmasına özen gösterdiğini görmekteyiz. Konya’da Irak’ta İmam-ı Azam Ebu Hanife ve Abdülkadir Geylani, Konya’da Mevlâna Celaleddin Rumi, Seyitgazi’de Battal Gazi türbelerini tamir ettirmiş, camii, medrese, imaret gibi yapılan inşa ettirmiştir. Şam’da bir külliye yaptırmıştır.

Kanuni Sultan Süleyman kutsal mekanlara özel bir önem vermiştir. Kabe’yi ciddi bir tamirattan geçirtmiş, etrafına Türk Revakları olarak bilinen yapıyı ekletmiştir. Ayrıca Mekke’de dört mezhep için dört farklı medrese inşa ettirmiştir. Kudüs’te bulunan yapıları tamir ettirmiştir.

Kanuni Sultan Süleyman Özet Bilgi

Adı : Kanuni Sultan Süleyman
Doğum tarihi : 6 Kasım 1494
Doğum yeri : Trabzon
Babası : I. Selim
Annesi : Hafize (Hazfa) Valide Sultan (Türk-Kafkas)
Tahta çıktığı tarih : 30 Eylül 1520
Tahta çıktığında yaşı : 25 yaş,11 ay
Saltanatının sonu : 7 Eylül 1566
Tahttan ayrılma sebebi : Ölüm
Saltanatının süresi : 45 yıl, 11 ay
Ölüm tarihi : 7 Eylül 1566
Ölüm sebebi : Felç
Öldüğü yer : Zigetvar
Gömülü olduğu yer : İstanbul, Süleymaniye Cami mihrabı önündeki türbesinde.
Valilikleri : Bolu (1509), Kefe (1509-1512), Manisa (1513-1520)
Devri : Yükselme devri

Dönemin Olayları

Yavuz Sultan Selim’in ölümü üzerine oğlu Şehzade Süleyman (I. Süleyman-Kanunî Sultan Süleyman) İstanbul’da tahta çıktı (30 Eylül).-1520

Çorlu yakınlarında ölen Yavuz Sultan Selim’in cenazesi İstanbul’a getirilerek Fatih’te, daha sonra adına bir cami ve türbe yapılacak semte gömüldü.-1520

Kanunî’ye karşı isyan eden Şam Valisi Canberdi Gazalî, üzerine gönderilen kuvvetler tarafından mağlûp edildi ve başı kesilerek İstanbul’a gönderildi (6 Şubat).-1521

İstanbul Fatih semtinde Kanunî tarafından, babası Yavuz Sultan Selim adına yaptırılan Sultan Selim Camii’nin yapımına başlandı (17 Mayıs).-1521

Kanunî Sultan Süleyman’ın Belgrad seferi, Böğürdelen Kalesi ve Belgrad’ın fethi (29 Ağustos).-1521

Rodos üzerine bir sefere çıkan Kanunî Sultan Süleyman, Rodos’u fethetti (20 Aralık).-1522

Kanunî Sultan Süleyman’ın babası Sultan Selim adına İstanbul Fatih semtinde yaptırdığı Sultan Selim Camii ve türbesinin inşaatı tamamlandı.-1522

Rodos’u fethettikten sonra oradaki şövalyelerin adadan ayrılmasına izin veren Kanunî Sultan Süleyman, İstanbul’a döndü.-1523

Sadrazamlıktan emekliye ayrılan Pirî Mehmet Paşa’nın yerine Pargalı Makbul İbrahim Paşa getirildi (27 Haziran).-1523

Yeni sadrazam Makbul İbrahim Paşa’nın rakibi olan ikinci vezir (Hain) Ahmet Paşa, Mısır Valiliğine tayin edildi (15 Temmuz).-1523

Mısır’a vali olarak gönderilen ve sadrazam olmamasına içerleyen (Hain) Ahmet Paşa, Mısır’da isyan ederek sultanlığını ilan etti.-1524

Sadrazam Makbul İbrahim Paşa ile Yavuz Sultan Selim’in kızı ne Kanunî’nin kız kardeşi Hatice Sultan, görkemli bir düğün töreni ile evlendi.-1524

Geleceğin II. Selim’i Şehzade Selim, İstanbul’da doğdu (28 Mayıs).-1524

Mısır’da isyan eden ve sultanlığını ilan eden (Hain) Ahmet Paşa, veziri olan Kadızade Mehmet Bey tarafından öldürüldü ve kesik başı İstanbul’a gönderildi.-1524

Düzenlemeler yapmak için Mısır’a gönderilen Sadrazam Makbul İbrahim Paşa’yı azlettirmek için rakipleri tarafından çıkarılan Yeniçeri isyanı bastırıldı (25 Mart).-1525

Mısır’a ıslahat amacıyla gönderilen Makbul İbrahim Paşa, beş aylık bir yolculuktan sonra büyük bir törenle Kahire’ye girdi. İbrahim Paşa karışıklıkları bastırıp hukuki ve idari reformlar yaptıktan sonra, Kanunî tarafından İstanbul’a çağrıldı (14 Haziran).-1525

Fransa Kralı I. François’nın annesi, Kanunî Sultan Süleyman’a bir elçiyle mektup göndererek Almanlara tutsak düşen oğlunu Almanlardan kurtarmak için kendisinden yardım istedi. Kanunî, verdiği cevapta, Fransa kralının kurtulması için çalışacağını birdirdi (6 Aralık).-1525

Ünlü Osmanlı şeyhülîslamlarından Zembilli Ali Efendi, İstanbul’da öldü.-1525

Kanunî Sultan Süleyman, Mohaç seferi için İstanbul’dan hareket etti.-1526

Mohaç seferine katılan Osmanlı Tuna donanması, Belgrad önlerine geldi (10 Temmuz).-1526

Tuna nehri üzerindeki Petervaradin Kalesi fethedildi (27 Temmuz).-1526

Tuna nehri üzerindeki İllok (Ujlak) Kalesi fethedildi. Drava nehri üzerindeki Eszek (Osiyek) Kalesi ise teslim oldu (8 Ağustos).-1526

Drava nehri üzerine ordunun geçmesi için bir köprü yapıldı. Beş günde kurulan köprü, ordunun geçişi sağlandıktan sonra yıkıldı (19-23 Ağustos).-1526

Mohaç Meydan Savaşı Osmanlı ordusunun zaferiyle sonuçlandı (29 Ağustos).-1526

Kanunî Sultan Süleyman, Macaristan’ın başkenti Budin’e girdi (11 Eylül).-1526

Budin’de on gün kalan Kanunî, Peşte’ye geçti (21 Eylül).-1526

Tisa nehri üzerindeki Szegedin (Segedin) Kalesi işgal edildi (28 Eylül).-1526

Baç (Bacs) Kalesi fethedildi (29 Eylül).-1526

Macar soylularının bulunduğu Beçne (Becsne) kenti fethedildi. Macarlar, savunma sırasında Osmanlı ordusuna pek çok kayıp verdirdiler (7 Ekim).-1526

Kanunî Sultan Süleyman, Osmanlı himayesinde kurdurduğu Macaristan Krallığının başına Erdel voyvodası Yanoş’u (Jan Zapolya) getirdi (16 Ekim).-1526

Macaristan seferini bitiren Kanunî, İstanbul’a döndü (13 Kasım).-1526

Anadolu isyanları.-1527

Kalenderoğlu isyanı.-1527

I.Viyana Kuşatması başladı (27 Eylül).-1529

Avusturya, barış antlaşması isteğini ulaştırmak için elçilerini İstanbul’a gönderdi (17 Ekim).-1530

İki ay süren Alman kuşatması altında kalan Budin kurtarıldı, Alman komutan savaş meydanından kaçtı (1530-1531).-1530

Kanunî Sultan Süleyman, Alman seferine çıktı (25 Nisan).-1532

Belgrad üzerinden harekete geçen Kanunî Sultan Süleyman, Tuna nehri çevresindeki pek çok kaleyi ele geçirdikten sonra, Kanije ve Guns kalelerini de fethetti.-1532

Venedik donanması komutanı Andrea Doria, Osmanlı kıyılarına ilk kez saldırdı ve Mora Yarımadasındaki Koron Kalesi’ni ele geçirdi (21 Eylül).-1532

Türk ordusuna Orta Avrupa kapılarını açan ve Türk donanmasına Akdeniz’de zaferler kazandıran eski veziriazam Pirî Mehmet Paşa öldü (13 Kasım).-1532

Alman seferini tamamlayan Kanunî, İstanbul’a döndü (21 Kasım).-1532

Alman seferinde Osmanlıların karşısına ordusu ile çıkamayan Avusturya Kralı Ferdinand’ın gönderdiği elçilerle, iki ülke arasında bir barış anlaşması imzalandı (22 Haziran).-1533

Sadrazam İbrahim Paşa, Doğu seferine öncü kuvvet olarak çıktı (21 Ekim).-1533

Barbaros Hayrettin Paşa, Cezayir’den İstanbul’a geldi ve Kanunî’ye bağlılığını bildirdi. Kanunî tarafından kendisine kaptan-ı deryalık görevi verildi (27 Ekim).-1533

Kanunî Sultan Süleyman’ın annesi Hafsa Hatun öldü; kocası Yavuz Sultan Selim’in türbesi civarına defnedildi (19 Mart).-1534

Mora sahilindeki Koron Kalesi ele geçirildi (2 Nisan).-1534

Cezayir Beylerbeyi Barbaros Hayrettin Paşa’ya kaptan-ı deryalık unvanı verildi (6 Nisan).-1534

Şeyhülîslâm Kemal Paşazade Ahmet Şemsettin Efendi (İbni-Kemal) öldü (16 Nisan).-1534

Irakeyn Seferi’ne çıkan Kanunî Sultan Süleyman, İstanbul’dan Üsküdar’a geçti (11 Haziran).-1534

Kanunî Sultan Süleyman, Bağdat’a girdi (28 Ekim).Barbaros Hayrettin Paşa, Tunus seferine çıktı (11 Ağustos); kalabalık müttefik donanması ile yaptığı savaşı kazanan Hayrettin Paşa, Tunus’u ele geçirdi (22 Ağustos)-1534

Kanunî Sultan Süleyman, ikinci Azerbaycan seferi için Bağdat’tan hareket etti (1 Nisan).-1535

İran Şahı Tahmasb’ın barış isteği kabul edilmedi (21 Haziran).-1535

Osmanlı tarihinde Tebriz, üçüncü kez işgal edildi (30 Haziran); Kanunî, kendi döneminde ikinci defa Tebriz’e girdi (3 Temmuz).-1535

Aynı zamanda İspanya kralı olan Almanya İmparatoru V. Karl, Tunus’a hücum edip Halk-ul-Vâd Kalesi’ni zaptetti; Tunus, İspanyolların eline geçti (15 Temmuz).-1535

Kanunî, Tebriz üzerinden İran’a hareket etti (20 Temmuz). İran Şahı Tahmasb’ın kardeşi Sâm-Mirzâ, Osmanlı tarafına geçti (21 Temmuz). İran, barış isteğinde bulundu (3 Ağustos) ve Osmanlı ordusu Tebriz’e döndü (20 Ağustos).-1535

Kanunî, Tebriz’den İstanbul’a hareket etti (27 Ağustos).-1535

Fransızlarla “Kapitülâsyon Anlaşması” adıyla ilk imtiyazlı ticaret ve dostluk anlaşması imza edildi (18 Şubat).-1536

Veziriazam Makbul İbrahim Paşa idam edildi; yerine Ayas Mehmet Paşa getirildi (15 Mart).-1536

Barbaros Hayrettin Paşa, Güney İtalya sahillerine ve Minorka adasına çıkarak, bölge halkından 6000 kadar esirle geri döndü (18 Kasım).-1536

Dalmaçya’da Klissa Kalesi ve Bozko, Beriszlo, Obrovaz gibi birkaç küçük kale daha işgal edildi (12 Mart).-1537

Osmanlı donanması İtalya seferi için İstanbul’dan hareket etti (11 Mayıs).-1537

Kofu Seferi (29 Ağustos).-1537

Kanunî, İtalya’dan yola çıkıp (15 Eylül) İstanbul’a döndü (22 Kasım).-1537

Kaptan-ı Derya Barbaros Hayrettin Paşa, Kiklad takımadalarını ele geçirdi.-1537

Mısır Valisi Hadım Süleyman Paşa, Süveyş limanından hareketle Hint seferine çıktı (13 Haziran).-1538

Sekizinci Seferi- Hümâyun: Kanunî, Boğdan seferi için İstanbul’dan hareket etti (8 Temmuz).-1538

Barbaros Hayrettin Paşa, Girit akını sırasında Kerpe ve Kaşot adalarını ele geçirdi (13 Temmuz).-1538

Hindistan seferine çıkan Hadım Süleyman Paşa, Aden’e ulaşıp Aden emirliğini zaptetti (27 Temmuz).-1538

Osmanlı donanması Hindistan’a ulaştı ( 4 Eylül).-1538

Kırım Hanı Sahip Giray, Osmanlı ordusuna katıldı (9 Eylül).-1538

Boğdan’ın başkenti Suçava şehri fethedildi (15 Eylül).-1538

Barbaros Hayrettin Paşa, Preveze Zaferi’ni kazandı (28 Eylül).-1538

Hindistan seferinden dönen Hadım Süleyman Paşa, Yemen’de bir Türk vilâyeti kurduktan sonra Cidde limanına döndü (13 Mart).-1539

Ayas Paşa’nın ölümü üzerine veziriazamlığa ikinci vezir Lütfi Paşa getirildi (13 Temmuz).-1539

Osmanlı-Venedik Barış Antlaşması imzalandı (20 Ekim).-1540

Veziriazam Lütfi Paşa azledilip yerine Hadım Süleyman Paşa getirildi.-1541

Kanunî Sultan Süleyman, İstanbul’dan hareketle Budin seferine çıktı (20 Haziran):-1541

Istabur Zaferi (21-22 Ağustos): Alman ordularına karşı kazanılan bu zafer, Macaristan’ın Avusturya-Alman istilasından kurtulmasını sağlaması açısından çok önemlidir.-1541

Budin ele geçirildi ve bütün Macar toprakları Osmanlı topraklarına katıldı (29 Ağustos).-1541

Şair, Bektaşî dervişi Gül Baba öldü.-1541

Kanunî Sultan Süleyman, Budin’den İstanbul’a hareket etti (28 Eylül).-1541

Peşte Savaşı (24 Kasım).-1542

Kanunî Sultan Süleyman, onuncu sefer-i hümayuna (Estergon Seferi) çıktı (23 Nisan).-1543

Barbaros Hayrettin Paşa, İtalya sahillerindeki Messina ve Reggio kalelerini teslim aldı (20 Haziran).-1543

Estergon Kalesi kuşatılıp (29 Temmuz) ele geçirildi (10 Ağustos).-1543

Nice (Nis)’in fethi (20 Ağustos).-1543

İstolni Belgrad Kalesi kuşatılıp (20 Ağustos) ele geçirildi ( 4 Eylül).-1543

Kanunî sultan Süleyman’ın oğlu Manisa Valisi Şehzade Mehmet vefat etti (6 Kasım).-1543

Kanunî, oğlunun cenaze törenine katılmak için İstanbul’a döndü ( 16 Kasım).-1543

Şehzade Camii’nin yapımına başlandı (23 Mayıs).-1544

Budin Beylerbeyi Mehmet Paşa, Macaristan’daki Avusturya kalelerini ele geçirmek için harekete geçti (23 Nisan).-1544

Hadım Süleyman Paşa görevinden alınarak yerine Kanunî’nin kızı Mihrimah Sultan’ın kocası Damat Rüstem Paşa veziriazamlığa getirildi (28 Kasım).-1544

Almanya İmparatoru V. Karl ve Avusturya Arşidükası I. Ferdinand’la 18 ay süreli barış antlaşması imzalandı (10 Kasım). Bu antlaşmada, Osmanlıların tespit ettiği sınırlar esas alındı ve Osmanlıların tüm istekleri kabul edildi. Alman elçisi Veltwick, ertesi yıl İstanbul’a gelerek Ferdinand ile Charles Quint’in altın ve gümüş sürahilerini armağan olarak sundu.-1545

Büyük Türk amirali Barbaros Hayrettin Paşa (Hızır Reis), 73 yaşında İstanbul’da öldü (4 Temmuz); Beşiktaş’ta Mimar Sinan’ın eseri olan türbesine defnedildi.-1546

Kanunî Sultan Süleyman’ın torunu Şehzade Murat (III. Murat, II. Selim’in oğlu) dünyaya geldi (4 Temmuz).-1546

Yapılan antlaşma gereği, Almanya ve Avusturya haraca bağlandı (13 Haziran), Türk-Alman barış antlaşması imzalandı (19 Haziran). Antlaşma, Charles Quint tarafından tasdik edildi (1 Ağustos). İspanya :Krallığı, Papa ve Venedik Cumhuriyeti de antlaşmaya katılıp, antlaşma şartlarını kabul ettiler.-1547

Yemen’in merkezi olan San’a Kalesi, Özdemir Paşa tarafından fethedildi (23 Ağustos).-1547

İran Şahı I. Tahmasb’ın kardeşi Elkas Mirza, Türkiye’ye iltica etti.-1547

Kanunî Sultan Süleyman, ikinci İran seferi için İstanbul’dan Üsküdar’a geçti (29 Mart).-1548

Şehzade Camii’nin yapımı tamamlandı.-1548

Kanunî Sultan Süleyman, kış mevsimini geçirmek için Halep şehrine geldi (25 Kasım) ve bu tarihî beldede altı ay kadar ikâmet etti.-1548

Kanunî Sultan Süleyman’ın kızı tarafından yaptırılan İstanbul Üsküdar’daki Mihrimahsultan Camii inşaatı tamamlandı.-1548

Tortum Kalesi fethedildi (17 Eylül).-1549

Kanunî Sultan Süleyman, İkinci İran seferi sonrası İstanbul’a döndü (21 Aralık).-1549

Süleymaniye Camii’nin temel atma töreni yapıldı (13 Haziran).-1550

Avusturyalılara karşı Macaristan Serdarlığına atanan Rumeli Beylerbeyi Sokullu Mehmet Paşa, orduyla beraber Belgrad’a hareket etti (10 Temmuz).-1551

Turgut Reis komutasında 174 gemiden oluşan Osmanlı donanması, Malta’yı bombaladı. Gozzo adasını da tahrip edip yağmaladıktan sonra Trablusgarp’a hareket etti (14 Temmuz).-1551

İran Şahı Tahmasb, Kanunî’nin İran seferine karşılık olarak Van gölünün kuzey ve kuzeybatısını baştanbaşa tahrip ederek binlerce insanı öldürdü (Ağustos).-1551

Trablusgarp’ın fethi (15 Ağustos).-1551

Erdel Seferi.-1551

Segedin baskını, büyük bir Türk zaferiyle sonuçlandı (23-24 Şubat gecesi).-1552

Pirî Reis, Hint deniz seferinde aşırı fırtına ve kürekçilerin kaçması nedeniyle başarılı olamadı (Nisan).-1552

Veszprem Kalesi, Hadım Ali Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu tarafından ele geçirildi (11 Nisan).-1552

Tamışvar Kalesi kuşatıdı (28 Haziran); 26 Temmuz günü fethedildi.-1552

Palast Savaşı (11 Ağustos).-1552

Szolnok Savaşı (4 Eylül).-1552

Eğri Savaşı (9 Eylül).-1552

İstanbul’da imzalanan himaye anlaşması gereğince Fransızlar, Osmanlılara vereceği tazminata karşılık, donanmalarını Türklere rehin bıraktılar (1 Şubat).-1553

Hint deniz seferinde başarılı olamayan Pirî Reis, Süveyş’e geldi.-1553

Turgut Reis, Fransa’yı himaye maksadıyla Akdeniz seferine çıktı (15 Haziran).-1553

On ikinci “Sefer-i Hümayun”: Nahcıvan seferine çıkan Kanunî Sultan Süleyman, İstanbul’dan Üsküdar’a geçti (28 Ağustos).-1553

Osmanlı denizcisi ve haritacı Pirî Reis idam edildi.-1554

Seydi Ali Reis, Basra donanmasıyla Hint Denizi’ne açıldı (2 Temmuz).-1554

Ressam Melhicor Lorichs, Avusturya elçisi Busbecq’in heyetiyle birlikte İstanbul’a geldi (2 Ocak). İstanbul’da kaldığı dörtbuçuk yıl içinde İstanbul’da muhtelif görünümler çizdi.-1555

Osmanlı-İran Barışı (29 Mayıs).-1555

Barış antlaşması amacıyla Amasya’ya geldikleri halde ancak altı aylık bir ateşkes anlaşması yapabilen Avusturya elçiler, ülkelerine döndüler (2 Haziran).-1555

Kanunî Sultan Süleyman, Amasya’dan İstanbul’a hareket etti (21 Haziran).-1555

Kaptan-ı Derya Piyale Paşa ve Trablusgarp Valisi Turgut Paşa, Fransızların yardım isteği karşısında yeniden İtalya’ya sefere çıktı (26 Haziran). Riçe (Reggio) şehri ele geçirildi. Napoli dolaylarında seyreden Andrea Doria’nın donanması Türklere görünmedi. Osmanlı donanması Elbe adasında Fransa amirali ile buluştu. Kışın yaklaşması yüzünden Osmanlı donanması İstanbul’a döndü.-1555

Rumeli’de büyük bir isyan hareketi başladı. Osmanlı tahtında hak iddia eden ve kendisini, Kanunî’nin büyük oğlu olarak tanıtan Düzmece Mustafa adlı kişi yakalanarak idam edildi (31 Temmuz).-1555

Veziriazam Kara Ahmet Paşa idam edilip yerine ikinci defa Rüstem Paşa getirildi (29 Eylül).-1555

İstanbul’da kahve içilmeye başlandı.-1555

Büyük Türk şairi Fuzuli öldü.-1556

Ünlü hattat Ahmet Şemsettin Karahisari, 87 yaşında İstanbul’da öldü (17 Haziran).-1556

Szigeth (Zigetvar) kuşatması kaldırıldı. (31 Temmuz).-1556

Fransız haritacı, ressam ve yazar Nicolas de Nicolay, Fransız elçiliğinde görev yapmak üzere İstanbul’a geldi. Bu dönemden sonra çizdikleri 1567’de Lyon’da yayımlandı.-1556

Süleymaniye Camii’nin yapımı tamamlanıp halka açıldı (7 Haziran).-1557

Mayorka Seferi.-1558

Kanuni Sultan Süleyman’ın oğulları Şehzade Bayezid ve Selim’in saltanat kavgası, savaşa dönüştü (30 Mayıs).-1559

Sad Çukuru Savaşı (7 Temmuz).-1559

Avlonya seferi.-1559

Osmanlı donanması, tarihteki en şanlı zaferlerinden birini daha kazandı (14 Mayıs).-1560

Rüstem Paşa’nın ölümü üzerine veziriazamlığa Semiz Ali Paşa getirildi (10 Temmuz).-1561

İran Şahı Tahmasb’a sığınan Şehzade Bayezid ve dört oğlu, Osmanlılardan gelen 500 bin altın ve çeşitli hediyeler karşılığı Kazvin’de idam edildi (25 Eylül).-1561

Osmanlı-Avusturya Barış Antlaşması (1 Haziran).-1562

İstanbul’da büyük bir sel felaketi yaşandı (20 Eylül).-1563

Denizci, şair ve bilgin Seydi Ali Reis öldü.-1563

Ressam, şair matematikçi Matrakçı Nasuh öldü (28 Nisan).-1564

Turgut Paşa, Saint-Elme kuşatmasında, bir top mermisinin başına isabeti sonucu şehit oldu (17 Haziran).-1565

Saint-Elme Kalesi fethedildi (23 Haziran).-1565

Ünlü Osmanlı devlet adamı Sokullu Mehmet Paşa, Semiz Ali Paşa’nın vefatı üzerine veziriazamlığa getirildi (28 Haziran).-1565

Malta kuşatması kaldırıldı (8 Eylül).-1565

Cenevizlilerin elinde bulunan Sakız adası, Osmanlı topraklarına katıldı (14 Nisan).-1566

Mimar Sinan’ın bir yapı şaheseri olan Büyükçekmece köprüsünün yapımına başlandı.-1566

Zigetvar Seferi.-1566

46 yıllık saltanatı sırasında zaferden zafere koşmuş “Muhteşem” unvanıyla da anılan Kanunî Sultan Süleyman öldü (6-7 Eylül).-1566

LGS SINAVINA KALAN SÜRE
6 HAZİRAN 2021
UA-110949892-2