Sultan I. Ahmet’in Hayatı ve Dönemi

OdevTest
OdevTest
Kasım 24, 2018

Sultan I. Ahmet’in Hayatı ve Dönemi

Devlet işleriyle bizzat ilgilenen, Osmanlı veraset sistemini değiştiren, dünya ve Âhiret Sultanı I. Ahmet’in hayatı…

KISACA I. SULTAN AHMET KİMDİR?

Sultan Birinci Ahmed, 18 Nisan 1590 günü, Manisa’da doğdu. Babası Sultan Üçüncü Mehmed, annesi Handan Sultan’dır. İyi bir tahsil gördü. Arapça ve Farsça’yı mükemmel derecede öğrenmişti. Ok atmak, kılıç kullanmak, ata binmek gibi savaş ve askerlik alanlarında çok usta olan Sultan Birinci Ahmed, ava ve cirit oyununa çok düşkündü. Çok sade giyinirdi. Babası Sultan Üçüncü Mehmed’in vefati üzerine 21 Aralık 1603’te, Eyüb Sultan’da kılıç kuşanarak tahta geçti.

Sultan Birinci Ahmed, Kanûnî Sultan Süleyman’dan sonraki padişahlar içinde devlet işleriyle yoğun şekilde uğraşan ilk padişahtı. Çocuk denecek yaşlarda bile mükemmel kararlar alırdı. Daima ilim ve irfan sahibi büyük kişilerle birlikte olur ve onlara akıl danışırdı.

Sultan Birinci Ahmed’in hayatında on dört sayısının önemli bir yeri vardır. Çünkü, on dört yaşında Padişaholmuş, on dört yıl saltanat sürmüş ve Osmanlı padişahlarının on dördüncüsüdür. Dindar bir padişah olan Sultan Birinci Ahmed’in Hz.Muhammed (s.a.v.)’e olan bağlılığı o kadar ilerledi ki, onun ayak izlerinin resmi içine bir şiir yazmış ve o şiiri kavuğunda ölünceye kadar taşımıştır.

Sultan Birinci Ahmed, yakalandığı tifüs hastalığından kurtulamayarak 21 Kasım’ı 22 Kasım’a bağlayan gece 1617 yılında yirmi sekiz yaşında vefat etti.

Erkek çocukları: İkinci Osman, Dördüncü Murad, Sultan Ibrahim, Bayezid, Süleyman, Kasım, Mehmed, Hasan, Selim, Hanzâde, Ubeyde,
Kız çocukları: Gevherhan Sultan, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Atike Sultan

I. SULTAN AHMED (1603-1617)

Sultan I. Ahmet, (1590-1617) yılları arasında hüküm süren ondördüncü Osmanlı Sultanıdır. Babası Sultan III. Mehmet, annesi Handan Sultan’dır.

Ondört yaşında Sultan olmuş,  Sultanlığı ondört sene devam etmiştir. Bir san’at hârikası olan zarîf Sultanahmet Câmisi O’ndan günümüze kalan en güzel bir hâtırâ ve mânevî bir armağandır.

SULTAN I. AHMET’İN ŞAHSİYETİ

Sultan I. Ahmet Han’ın çocuk yaşta Sultan olmasına rağmen gösterdiği dirâyet ve kâbiliyetleri, dikkate şâyândır. Vücûdca gâyet kuvvetli idi. Çok iyi binici, atıcı ve silahşördü. Bu meziyetleri, oğullarından Genç Osman ve Dördüncü Murât’a intikâl etmiştir.

Ceddi Yavuz Sultan Selîm Han gibi sâde giyinirdi. Gece yatarken, uykunun rehâvetine dalmamak için kıldan yapılmış bir hırka giyinirdi. Halkın arasına girer büyük bir tevâzû içerisinde onların dertleri ile ilgilenirdi.

Ülkesinin genişliği ve Dünyâ coğrafyası üzerindeki mevkîinin ehemmiyeti, O’nu nefs çukuruna düşürüp mağlûb edemedi.

“Bahtî” mahlası ile yazdığı dîvânı, I. Ahmet Han’ın mâneviyat ve san’attaki mertebesini göstermeğe kâfîdir.

Kâbe’nin örtüleri, O’nun devrinde İstanbul’da îtinâ ile dokunup Mekke’ye gönderilmeye başlanmıştır.

SULTAN I. AHMET DÖNEMİ 

Sultan Ahmet tahta çıktığında, Osmanlı Devleti, içte “Celâlî İsyanları” ile uğraşmakta, doğuda İran ve batıda Almanya ve müttefikleri ile savaş hâlinde bulunmaktaydı. Almanya fenâ şekilde hırpalandı ve sulh istedi. “Zitvatorok Antlaşması” imzalandı. 1611 senesinde Celâlî İsyanları tamamen bastırıldı. Sıra üçüncü gâile olan İran’a geldi. Nihayet İran ile de anlaşma yapıldı. Akdeniz’de çok mühim deniz muhârebeleri kazanıldı.

1605’te Estergon ve Uyvar fethedildi. Uyvar önünde kazanılan zafer, o derecede nisbetsiz iki kuvvet arasında idi ki, Avrupa’da uzun asırlar devam  edecek olan “Türk gibi kuvvetli” sözü, bu sebeple bir darb-ı mesel hâline gelmiştir.  Aynı sene bir de gâyet başarılı bir Avusturya seferi yapıldı. Macaristan kralına taç giydirildi. Denizlerde Malta seferi yapıldı.

Sultan 1. Ahmet Han, Kânûnî’den sonra devlet işleri ile bizzat ve yakînen meşgûl olan nâdir Sultanlardan biri idi. Çocuk yaşta Sultan olmuş, daha o yaşta bile zekâsı ve rûhî derinliği sâyesinde mükemmel kararlar alıp, devleti yönlendirmiştir.

O, dâimâ ilim ve irfân sahipleri ile istişâre ederdi. Azîz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri gibi bir velînin başarılı bir talebesi idi.

SULTAN AHMET’İN RÜYASI

I. Ahmet Han’ın Azîz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri’ne karşı son derece büyük bir meclûbiyeti olmuştur. Bu meclûbiyet de, I. Ahmet Han’ı, sahip olduğu zâhirî saltanat imkânlarına rağmen büyük bir istiğnâ ile mâneviyat âleminin zirvesine erişmesine sebep olmuştur.

Sultan Ahmet Han’ın kemâl yolunda ilerlemesi şu rü’yâ ile başlamıştır:

Sultan Ahmet, bir gün rü’yâsında; Avusturya kralı ile güreşe tutuştuğunu, sırtüstü yere düştüğünü ve sırtının toprağa yapıştığını gördü. Ürpererek uyandı. Çok heyecanlandı. Üzüldü. Çünkü rü’yânın zâhirî görünüşü korkutucu idi.

Saraya tâbirciler dâvet edildi. Lâkin rü’yânın yapılan tâbirleri, I. Sultan Ahmet’i tam olarak tatmin etmedi. Devlet erkânı, I. Ahmet Han’a, bu rü’yâyı bir kere de Üsküdar’da bulunan Şeyh Azîz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri’ne  tâbir ettirmesini tavsiye ettiler. I. Ahmet Han, bir mektup yazarak rü’yâsını Hüdâyî Hazretleri’ne arz etti.

Haberci, mektubu alıp sür’atle Üsküdar’a geçti. Azîz Mahmûd Hüdâyî’nin kapısını çaldı. Büyük velî Azîz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri, elinde daha önce hazırlamış olduğu bir zarf ile kapıya çıktı. Habercinin getirdiği mektubu alırken, ona bunu verdi ve:

“–Sultanımızın beklediği cevap burada yazılıdır!” dedi.

Mektubu şaşkınlık içinde alan haberci, derhal Sultan’a götürdü ve gördüklerini anlattı. Ahmet Han’ın gönderdiği mektup, daha açılıp okunmadan kerâmeten cevaplandırılmıştı. Sultan Ahmet Han, mektubu heyecanla okudu:

“–Allâh Teâlâ, insan vücûdunda sırtı, kâinâtta ise toprağı en kuvvetli olarak yarattı. İnsanın sırtı ile toprağın birbirlerine değmesi, bu iki kuvvetin bir araya gelmesi demektir. Böylece,Sultanımızın sırtının toprağa gelmesi ile bu iki kuvvet birleşmiş demektir. Dolayısıyla, bu rü’yâdan İslâm’ın temsilcisi olan Sultanımız’ın, küffâra karşı zafer kazanacağı anlaşılmaktadır…”

Ahmet Han, bu tâbirden çok memnun oldu ve:

“–İşte gördüğüm rü’yânın gerçek tâbiri budur!” dedi.

Bu rü’yâ, istikbâldeki Estergon Kalesi’nin fethini müjdeliyordu.

Bu müjdeye pek sevinen Sultan, derhal Mahmûd Hüdâyî Hazretleri’nin duâsını alıp Avusturya üzerine yürüdü. Hudut boylarındaki kuvvetlerle birleşen Osmanlı ordusu, Avusturya’ya üstüste darbeler indirmeye başladı ve onları sulha mecbûr etti. Bilhassa Estergon’un ele geçirilmesi, Avusturyalılar’ı perîşân etmişti. Böylece onüç sene süren Osmanlı-Avusturya harbi, Zitvatoruk’ta nihâyete erdi ve yirmi yıl müddetle antlaşma imzâlandı. Bu antlaşmaya göre, Kanije, Estergon, Eğri kaleleri Osmanlılar’a geçmiş, Avusturya savaş tazmînatı ödemeye mecbûr kalmıştır.

Sultan Ahmet Han, şâhit olduğu büyük kerameti üzerine Azîz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri’nin mânevî terbiyesine giren I. Ahmet Han, bu mânevî takviye ile şahsiyetinin kemâline ulaştı. Böylece fenâ fi’ş-şeyh olup O’nunla aynîleşti.

CAMİ İNŞAATINDA ÇALIŞAN SULTAN

Sultan Ahmet Han’ın bir san’at hârikası olan şaheser câmînin temel atma merâsimine devrin en meşhûr meşâyıh ve âlimleri dâvet edilmişti.

Temele ilk harcı koyan Azîz Mahmûd Hüdâyî oldu. Sultan I. Ahmet Han ise, basit bir amele gibi o gün akşama kadar elinde kazma-kürek inşaatta çalıştı.

Bu mübârek câmînin mânevî husûsiyetlerine âit şöyle bir  rivâyet de vardır:

I. Ahmet Han, genç yaşta vefât ettikten sonra kızı Gevher Hatun, rü’yâsında babasını Cennette çok ihtişâmlı bir mekânda görmüş. Merakla sormuş:

“–Baba, hangi amelinle bu güzel mertebeye vâsıl oldun?”

Sultan Ahmet:

“–Kızım, bu câmîyi yaptırırken sırtımda taş taşıdım!. Bu makâmı elde etmemin sebebi budur!” demiş.

Aynı rü’yâda Sultan Ahmet’in kardeşi de yeğeni Gevher Hatun’a:

“–Daha bizim yanımıza gelmeyecek misin? Haydi ikinci çocuğunu doğur da gel!” demiş.

O sırada Gevher Hatun, gerçekten ikinci çocuğuna hâmileymiş. Çok heyecanlanmış. Tâbirciler, te’vîl etmişlerse de rü’yânın mânâsı âşikâr imiş. Nihâyet Gevher Hatun, ikinci çocuğunu doğurduktan sonra bir-iki gün içinde vefât etmiş.

OSMANLI’NIN ZİRVE DÖNEMİ

Ahmet Han zamanı, devletin toprak genişliği bakımından en doruk noktada olduğu bir devirdir. Dünyâ kralları, bu devletin ihtişâmı karşısında eğiliyor ve sadrazamların eliyle tâc giyiyorlardı.

Sultan Ahmet, yaptırmış olduğu câmînin sol tarafında küçük ve dar çilehanesinde zaman zaman riyâzâta girerek, yoğun devlet işlerinden sıyrılıp rûhunu gönül iklîmine yönlendirirdi. Murâkabe hâlinde yaşayarak Rabbi ile başbaşa kalırdı.

Sultan Ahmet, câmînin inşâsı sırasında Mısır’da Sultan Kayıtbay türbesinde bulunan Hazret-i Peygamber’in “Nakş-ı Kadem” denilen mübârek ayak izlerini Eyyûb Sultan türbesine getirtmişti. Câmînin inşâatı tamamlanınca da, bunu, câmîye koydurdu.

Ancak Sultan, bu nakil işleminin yapıldığı gece şöyle bir rü’yâ gördü:

“Bütün Sultanların toplandığı yüce bir meclis kurulmuştu ve Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem- de kadılık makâmında oturmaktaydı. Bir nevî mahkeme kurulmuştu. Sultan Kayıtbay, türbesini ziyârete vesîle olan bu “Kadem-i Seâdet”in alınıp İstanbul’a getirilmesinden dolayı Sultan Ahmet’ten dâvâcı olmuştu.

Allâh Resûlü -sallâllâhü aleyhi ve sellem- de, kadı sıfatıyla, “Kadem-i Şerîf”in, derhal geri gönderilmesine hükmetti…”

Sultan dehşet ve korku ile uyandı. Rü’yâsını içlerinde Hüdâyî’nin de bulunduğu ulemâ ve meşâyıha tâbir ettirdi. Yapılan tâbire göre denildi ki:

“–Sultanım! Rü’yâ gâyet açıktır. Yoruma bile gerek yoktur. Emânet derhal geri gönderilmelidir…”

Peygamber âşığı Sultan I. Ahmet Han, verilen karara boyun büktü ve emâneti titizlikle ve mahzûn bir şekilde yerine iâde etti.

Ancak yüreği aşk-ı Peygamberî ile dilhûn olmuş bulunan I. Ahmet Han, Resûlullâh -sallâllâhü aleyhi ve sellem-’in mermer üzerindeki mübârek ayak izlerinin maketini yaptırdı. Kavuğunun üzerine asarak tedâîsinden feyz almağa çalıştı.

HÜDAYİ YOLU

Rivâyet olunur ki, Sultanahmet Câmisi ve külliyesi tamamlanınca, açılış merâsimine başkanlık etmesi için Azîz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri dâvet edildi. O gün deniz, çok fırtınalı ve dalgalıydı. Bu sebeple kayıkçılar, denize açılmaya cesâret edemiyorlardı. Mahmûd Hüdâyî Hazretleri, Üsküdar iskelesine indi. Beş-altı müridiyle birlikte kendi kayığına binerek dalgalar arasında Sarayburnu’na doğru yol aldı. Allâh Teâlâ’nın izni ile kayığın ön, arka ve yanlarından deniz, bir kayık mesâfesinde süt liman oluyor, dalgalar kayığa hiç tesir etmiyordu. Herkes, korkudan denize çıkamazken, Mahmûd Hüdâyî Hazretleri kayığıyla selâmetle karşıya geçti.

Sultanahmet Câmisi, muhteşem bir merâsimle ibâdete açıldı. Cum’a hutbesi, teberrüken bu büyük velîye okutturuldu.

Hâlen Üsküdar ile Sarayburnu arasındaki bu deniz yoluna, “Hüdâyî Yolu” denir. Kayıkçılar, şiddetli fırtınalarda bu yolu takip ederler.  Bu durum, Hüdâyî Hazretleri’nin günümüze kadar uzanan bâriz bir kerâmetidir.

Osmanlı Devleti’nin son günlerine kadar Boğaz’da deniz seferi yapan kaptanlar; yolcularını, Üsküdar’dan geçerken Azîz Mahmûd Hüdâyî -kuddise sirruh- dergâhına, Beşiktaş önünden geçerken Yahyâ Efendi dergâhına, Beykoz’dan geçerken de Hazret-i Yûşâ -aleyhisselâm- tarafına doğru tevcîh ederek “Fâtiha”ya dâvet ederlerdi.

Bir zamanlar halkın, İstanbul’da medfûn olan büyük velîlere karşı edebi  işte böyleydi!..

ÜFTADE HAZRETLERİNİN DUASI

Sultan Ahmet, Üsküdar’a gittiği bir günde, çarşıda Hazret-i Hüdâyî’ye tesâdüf eder. Derhal atından inerek, yerine şeyhini oturtup kendisi de atın arkasından yaya olarak yürümeye koyulur. Hüdâyî’nin gönlü, koca Sultanın yaya olarak yürümesine râzı olmaz ve bir müddet sonra:

“–Sırf şeyhimin duâsı ve sultanımın emri yerini bulsun diye bindim!.” diyerek attan iner.

Böylece de şeyhi Üftâde Hazretleri’nin:

“–Oğlum, Sultanlar rikâbında yürüsün!” şeklindeki duâsı yerine gelmiş olur.

Azîz Mahmûd Hüdâyî’nin himmeti, I. Ahmet Han üzerinde ömür boyu devam etmiştir. Şu hâdise onlardan biridir:

Sultan Ahmet Han, bâzı devlet erkânıyla gezmeye çıkmıştı. Ormanlık bir yerde istirahat ederlerken hizmetçiler bir koyun kesip kızarttılar. Sultan’a ikrâm ettiler. Sultan Ahmet Han, “besmele” çekerek elini ete uzattığı an, Azîz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri orada beliriverdi. Sultan’a:

“–Sultanım! Sakın yemeyiniz; o et zehirlidir!” buyurdu.

Etten bir miktar kesip, oradaki bir köpeğe verdiklerinde, köpeğin derhâl öldüğü görüldü.

Sultan Ahmet Han, Azîz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri’ne müstesnâ bir hürmet gösterir ve ikrâmda kusûr etmezdi. Bir gün Azîz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri ile sarayda sohbet ediyordu. Bir ara abdest tazelemek isteyen Azîz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri için ibrik ve leğen getirdiler. Sultan, hocasına hürmeten ibriği eline aldı ve abdest suyunu kendisi döktü. Sultan Ahmet Han’ın annesi de kafes arkasında havluyu hazırlamıştı. Vâlide Sultan bir ara kalbinden:

“Azîz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri’nin bir kerâmetini görseydim!” diye geçirmişti.

Bunun üzerine Mahmûd Hüdâyî, Vâlide Sultan’ın gönlünden geçenlere vâkıf olarak:

“–Hayret! Bâzıları bizden kerâmet arzu ederler. Halbuki Halîfe-i rûy-i zemînin elimize su dökmesi ve muhterem vâlidelerinin de bize havlu hazırlamasından daha büyük kerâmet mi olur?” buyurdu.

DÜNYA VE AHİRET SULTANI

Ahmet Han, 1617 senesinde hastalandı. Sırtında bir yara çıkmıştı. Mâbeynci Mustafâ, Sultan’ın vefâtından bir gün önce huzûrunda iken, Ahmet Han’ın, odada görünmeyen bazı kimselerle dört defâ:

“–Ve aleyküm selâm!” dediğini işitti.

Sebebini sorduğunda Sultan Ahmet Han:

“–Şu anda yanıma Hazret-i Ebûbekr-i Sıddîk, Hazret-i Ömer, Hazret-i Osman ve Hazret-i Alî geldiler. Bana:

«–Sen dünyâ ve Âhıret’in sultanlığını kendinde toplamışsın. Yarın Resûlullâh -sallâllâhü aleyhi ve sellem- Efendimiz’in yanında olacaksın!..» buyurdular..” cevabını verdi.

SULTAN I. AHMET NE ZAMAN ÖLDÜ?

Sultan I. Ahmet yakalandığı tifüs hastalığından kurtulamayarak 21 Kasım’ı 22 Kasım’a bağlayan gece 1617 yılında 27 yaşında vefât etti.

Cenâzesinin yıkanması için mürşidi Azîz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri dâvet edildi. Ancak:

“–Sultanımı çok severdim. Dayanamam. İhtiyârlığım sebebiyle beni mâzur görün!” buyurdu.

OSMANLI İRAN İLİŞKİLERİ

Osmanlı Padişahı, I. Ahmed Han Kimdir Dönemi, Önemli Olaylar, Yenilikler, Şahsiyeti, Osmanlı İmparatorluğu Sultanları Ahmet-

Sultan Birinci Ahmed tahta geçtiği sırada, Osmanlı İmparatorluğu batıda Avusturya, doğuda İran ile savaş halindeydi. Osmanlı ordusu Sinan Paşa komutasında Nahcivan üzerinden Revan’a yürüdü. İranlılar Osmanlı ordusunun geçeceği güzergahtaki gıda maddelerini yok ediyorlardı. Yeniçeriler de Van’a dönülmesini istiyorlardı. Osmanlı ordusu kışı Van’da geçirdi.

Tebriz’i geri almak için yapılan savaşta Osmanlı ordusu, Şah Abbas’ın ordularını Selmas yörelerinde yendi. Ancak Erzurum Beylerbeyi Sefer Paşa’nın çekilen düşman kuvvetlerini izleyip asıl ordudan ayrılmasını fırsat bilen Şah Abbas, ordu merkezine ani bir saldırıda bulundu. Yenilgiye uğrayan Sinan Paşa önce Van’a, daha sonra da Diyarbakır’a çekildi. Şah Abbas Şirvan, Şemahi ve Gence’yi kolaylıkla ele geçirdi. Osmanlı İmparatorluğu Avrupa’da devam eden Avusturya Savaşı ve iç isyanlarla uğraştığı için İran cephesinde başarılı olamıyordu. Sadrazam Nasuh Paşa, Şah Abbas’ın barış önerisini kabul etti.

1612 yılında yapılan Nasuh Paşa antlaşmasıyla dokuz yıl süren Osmanlı İran Savaşı sona erdi. Yapılan antlaşmayla, İran Osmanlı Devletine iki yüz deve yükü ipek vermeyi kabul etti. 1615 yılına kadar süren barış dönemi Şah Abbas’ın antlaşmayı bozması üzerine sona erdi. Yapılan savaşlarda Osmanlılar çok kayıp verdi. Sultan İkinci Osman (Genç Osman) döneminde, Nasuhpaşa antlaşması temel alınarak yapılan Serav antlaşması ile barış tekrar sağlanacaktır (26 Eylül 1618).

OSMANLI CELALİ İSYANLARI

Yavuz Sultan Selim döneminde binlerce taraftarı ile ayaklanan Yozgatlı Celal, Osmanlı Devleti için büyük problem olmuştu. Bu isyanlar bastırıldı ise de Anadolu’da meydana gelen iç isyanlar ve karışıklıklara yine Celali İsyanları denildi. Sultan Birinci Ahmed döneminde Celali İsyanları tekrar patlak verdi. Tavil Ahmed, Canbolatoğlu, Kalenderoğlu ve Deli Hasan ayaklanmaları bunlardan en önemlileridir. Bu sırada Sadrazam olan Kuyucu Murad Paşa son derece sert bir askerdi. Acıma nedir bilmezdi. Bunları bastırmak için çok şiddet gösteriyor, hatta şuçlu ile suçsuz ayırımı yapmadan “ibret osun” diye masumları da öldürtüyordu. Öldürttüklerini açtığı kuyulara attırmak gibi bir alışkanlığı olduğundan kendisine “Kuyucu” lakabı takıldığı söylenir. Kuyucu Murad Paşa’nın ısrarlı ve sert politikaları sonunda Celali İsyanları zor da olsa bastırıldı.

ZİTVATOROK ANTLAŞMASI

Sultan Birinci Ahmed tahta geçtiği sırada Avusturya Savaşı devam ediyordu. Osmanlı kuvvetleri Belgrad’dan Budin’e doğru ilerlemekteydi. Peşte (25 Eylül 1604) ve Hatvan kaleleri savaş yapılmadan kolaylıkla ele geçirildi. Osmanlı ordusu ilerleyerek Budin’in kuzeyinde bulunan Vaç kalesini ele geçirdi (16 Ekim 1604). Osmanlı Ordusu, Sultan Birinci Ahmed’in buyruğu üzerine Belgrad üzerinden Budin’e yürünü. 29 Ağustos 1605’de Estergon kalesi kuşatıldı ve Ciğerdelen kalesi fethedildi. 8 Eylül’de Vişigrad, 19 Eylül’de Saint Thomas (Tepedelen) kaleleri fethedildi. 3 Ekim 1605’de ise Estergon kalesi teslim alındı.

Osmanlılarda, Avusturyalılarda ard arda yapılan bunca savaştan dolayı sosyal ve ekonomik yönden çok yıpranmışlardı. Daha önce yapılan barış görüşmelerinden bir sonuç çıkmamıştı. Ancak 11 Kasım 1606’da Estergon-Komorin arasında Zitva suyunun Tuna Irmağına döküldüğü yerde imzalanan Zitvatoruk antlaşmasıyla barış sağlandı.

Antlaşmaya göre Eğri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlılarda , Rop ve Koman kaleleri Avusturyalılarda kalacaktı. Avusturya bir kereye mahsus olmak üzere 70.000 altın savaş tazminatı ödeyecekti. Osmanlı padişahı Avusturya İmparatoruna Roma İmparatoru (Cesar) ünvanıyla hitap edecek, her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderilecekti. Avusturya’nın Macaristan için ödemekte olduğu yıllık 30.000 altın vergi kaldırılacaktı. Zitvatoruk Antlaşması Osmanlıların lehine gibi görünse de Osmanlı Devleti artık eski gücünde değildi. Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti’nin Avusturya karşısındaki kat’î üstünlüğü sona ermiş, siyasi dengeler Osmanlı aleyhine bozulmaya başlamıştır.

Sultan Birinci Ahmed iyi bir şairdi.

İMAR ÇALIŞMALARI (MİMARİ)

Sultan Birinci Ahmed’in döneminde yaptığı en önemli uygulamalardan birisi Şehzade katline son vermesiydi. Sultan Birinci Ahmed iyi bir şairdi. Bahti mahlasıyla yazdığı şiirlerden oluşan bir divanı vardı. Sultan Birinci Ahmed padişah olmadan önce Mısır’dan giden Kabe’nin örtüleri onun devrinde İstanbul’dan gitmeye başladı.

4 Ocak 1610’da altı büyük minareli ve 16 şerefeli Sultanahmed Cami’nin temel atma merasimi yapıldı. Dinine bağlı bir insan olan Sultan Birinci Ahmed, caminin temelleri kazılırken eteğinde toprak taşıdı ve amele gibi çalıştı. 9 Haziran 1617’de inşaatı biten Sultanahmed Camii ibadete açıldı.

Ayrıca Şehzadebaşı Kuyucu Murad Paşa Külliyesi, İstanbul Mesih Paşa Camii, Piyale Paşa Camii, Elmalı Ömer Paşa Camii yaptırılan önemli mimari eserler arasındadır.

SULTAN I. AHMET TÜRBESİ NEREDE?

Talebelerinden Şâban Dede’yi gönderdi. Şeyhülislâm Hocazâde Mehmed Çelebi’nin kıldırdığı cenâze namazından sonra, kendi yaptırdığı Sultanahmet Câmisi yanındaki türbesine defnedildi.

SULTAN I. AHMET ÖZET BİLGİ

Adı : I. Ahmet
Doğum tarihi : 18 Nisan 1590
Doğum yeri : Manisa
Babası : III.Mehmet
Annesi : Handan Valide Sultan
Tahta çıktığı tarih : 21 Aralık 1603
Tahta çıktığında yaşı : 13 yaş,8 ay
Saltanatının sonu : 22 Kasım 1617
Tahttan ayrılma sebebi : Ölüm
Saltanatının süresi : 13 yıl,11 ay
Ölüm tarihi : 22 Ocak 1617
Ölüm sebebi : Tifüs
Öldüğü yer : İstanbul
Gömülü olduğu yer : İstanbul,Sultanahmet Camii mihrabı önündeki türbesinde.
Devri : Duraklama devri

Dönemin Olayları

14.Osmanlı Padişahı I. Ahmet,14 yaşında tahta çıktı (21 Aralık).-1603

I. Ahmet, cülusundan 33 gün sonra Topkapı Sarayı’nda sünnet oldu (23 Ocak).-1604

Veziriazam Malkoç Ali Paşa, Garp Kumandanlığına (2 Şubat), Cağaloğlu Sinan Paşa da Şark Kumandanlığına getirildi (5 Şubat).-1604

Erivan Kalesi, Safevilere teslim edildi (8 Haziran).-1604

Veziriazam ve Garp Kumandanı Malkoç Ali Paşa, Belgrad’daki konağında öldü (26 Temmuz).-1604

Belgrad’dan Budin’e hareket eden Lala Mehmet Paşa, Peşte Kalesi’ni ele geçirdi (25 Eylül).-1604

Estergon Kalesi kuşatıldı (18 Ekim).-1604

III. Murat’ın karısı, III. Mehmet’in annesi Safiye Sultan öldü.-1605

Veziriazam Lala Mehmet Paşa, İstanbul’dan Belgrad’a hareket etti (21 Mayıs).-1605

Estergon Kalesi kuşatıldı. Ciğerdelen Kalesi işgal edildi (29 Ağustos).-1605

Vişgrad Kalesi teslim alındı (8 Eylül).-1605

Cağaloğlu Sinan Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu, doğuda Urmiye Gölü (Tebriz Gölü) civarında İran ordusuna yenildi (9 Eylül).-1605

Batı cephesinde Tepedelen Kalesi ele geçirildi (19 Eylül).-1605

Estergon Kalesinin fethi (3 Ekim).-1605

Şair Bağdatlı Ruhî öldü.-1605

Avusturya üzerine yapılan seferde İstirya’ya girildi. Koermend ve Steinamanger şehirleri zaptedilip birçok esir ve ganimetle dönüldü (18 Ekim).-1605

Doğu kumandanı Cağaloğlu Yusuf Sinan Paşa öldü (2 Kasım).-1605

İlk tütün ithali yapıldı.Türkiye’ye İngiliz gemicileri tarafından tütün getirildi ve tütün tiryakiliği hızla yayıldı.-1605

İkinci Estergon Fatihi olarak İstanbul’a dönen Lala Mehmet Paşa’nın ölümü üzerine veziriazamlığa Derviş Mehmet Paşa getirildi (21 Haziran).-1606

Peygamberle ilgili “Hilye’’siyle tanınan şair Hakanî Mehmet Bey öldü.-1606

Canbulatoğlu Ali Bey’in ortaya çıkışıyla Anadolu’da Celâlî isyanları giderek yayıldı (19 Eylül).-1606

Derviş Paşa’nın idamı üzerine, veziriazamlığa Kuyucu Murat Paşa getirildi (11 Kasım).-1606

Sadrazam Kuyucu Murat Paşa, Celâlî isyanlarını bastırmak için Anadolu’ya geçti (15 Haziran).-1607

Oruçovası Zaferi (23 Ekim).-1607

Kilis (30 Ekim), Halep (9 Kasım) şehirleri işgal edilip Halep Kalesi Teslim alındı (13 Kasım). Celâlî isyanları bastırıldı.-1607

Kırım Hanı II. Gazi Giray öldü.-1608

Kuyucu Murat Paşa, asi Kalenderoğlu’nu Alaçayır’da bozguna uğrattı (5 Ağustos).-1608

Sadrazam Kuyucu Murat Paşa, İstanbul’a döndü (18 Aralık).-1608

Veziriazam Kuyucu Murat Paşa, Acem seferi bahanesiyle Üsküdar’a geçip Celâlîlikle suçlanan Anadolu’daki on binlerce Türkü idam ettirdi (15 Haziran).-1609

Sultanahmet Camii (Mavi Cami)‘nin temeli atıldı (8 Eylül).-1609

Osmanlı ve İran orduları Acıçay’da karşılaştılar (11 Ekim). Daha sonra her iki ordu, bilinmeyen bir nedenle savaşmadan geri çekildi (16 Ekim).-1610

Kuyucu Murat Paşa 90 yaşında öldü (5 Ağustos).-1611

Veziriazamlığa Diyarbakır Beylerbeyi Nasuh Paşa getirildi (22 Ağustos).-1611

I. Ahmet’in oğlu Şehzade Murat (IV. Murat) dünyaya geldi (27Temmuz).-1612

Osmanlılarla İran arasında Nasuh Paşa Antlaşması imzalandı (20 Kasım).-1612

Osmanlı sınırları içinde içki yasağı kondu (Temmuz-Ağustos).-1613

İstanbul Hasköy’deki Tersane Kasrı inşa edildi.-1613

Kaptan-ı Derya Halil Paşa, büyük bir donanmayla Akdeniz’de sefere çıktı (13 Mayıs).-1614

45 gemiden oluşan Osmanlı donanması Malta’da karaya asker çıkardı ve sahil boylarındaki köy ve kasabaları tahrip edip Trablusgarp’a hareket etti (6 Temmuz).-1614

Nasuh Paşa’nın idamı üzerine “öküz’’lâkabıyla tanınan Kara Mehmet Paşa veziriazamlığa getirildi (17 Ekim).-1614

Veziriazam Kara Mehmet Paşa, İran seferine çıkmak üzere İstanbul’dan Üsküdar’a geçti (22 Mayıs).-1615

I. Ahmet’in en küçük oğlu Şehzade İbrahim dünyaya geldi (5 Kasım).-1615

Bosna Valisi İskender Paşa’ya, Boğdan seferinde gösterdiği başarı nedeniyle vezirlik rütbesi verildi (17 Nisan).-1616

Erivan Kalesi kuşatıldı (11 Eylül). 55 gün süren kuşatma, şiddetli soğuk nedeniyle kaldırıldı (5 Kasım).-1616

Azledilen Kara Mehmet Paşa’nın yerine Kaptan-ı Derya Halil Paşa sadrazamlığa getirildi (17 Kasım).-1616

Sultanahmet Camii’nin yapımı tamamlandı (9 Haziran).-1617

Lehistan ile barış anlaşması yenilendi (27 Eylül).-1617

14. Osmanlı padişahı I. Ahmet 28 yaşında öldü (21-22 Kasım).-1617

LGS SINAVINA KALAN SÜRE
6 HAZİRAN 2021
UA-110949892-2