Uluç Reis – Halikarnas Balıkçısı

OdevTest
OdevTest
Kasım 14, 2018

 Uluç Reis – Halikarnas Balıkçısı

Kitap Hakkında Bilgi:

Yazar: Cevat Şakir Kabaağaçlı veya tanınan adıyla Halikarnas Balıkçısı,

Kitabın Özeti:

Halikarnas Balıkçısı bu eserinde özetle, başta Uluç Reis olmak üzere, korsanlığa bir yandan Anadolu çelebiliğini,  öte yandan Magrip’in büyüleyici gizemini katan asıl önemlisi Avrupa kıyılarını bir “Kartaca” hışmıyla vuran Türk denizcilerini, o kendine özgü üslubu, içten ve coşkulu anlatımıyla romanlaştırmıştır.

Yazara göre Uluç Reis adı Akdeniz’le özdeşleşmiş sayılı denizcilerimizden biridir. Cesareti, zekası ve bilgisiyle Turgut Reis’in dikkatini çekmiş ve onun tarafından sanki o zamandan dünyanın sayılı denizcileri arasına gireceği belliymiş gibi yetiştirilmiştir. Preveze deniz zaferinde, Malta yarım adsının kuşatmasında Kıbrıs adasının ve tüm Ege Adalarının fethinde büyük yararlılıklar gösteren Uluç Reis, Trablusgarp ve Cezayir genel Valilikleri arasında Akdeniz de Türk egemenliğini perçinlemiştir. Daha sonra İmparatorluğun Kaptan-ı Deryalığına yükselen Uluç Ali Paşa onbeş yıl süren bu görevi sırasında Türk Donanmasını Cihanın en büyük deniz gücü halinde tutmasını bilmiştir.1557 yılının Haziran sonuydu. Karanlık basmak üzereydi. Datça yarımadasının güney yamaçlarının bütün halkı, evlerinden dışarıya çıkarmaya uğraşmışlar, yüksek kaya ve ağaçlara tırmanmışlar ve şiddetli bir merakla yuvalarından fırlarcasına açmış oldukları gözlerini Rodos adası denizlerine dikmişlerdi.

Ufkun koyu leylakisi, sık sık parlayı parlayıveren bir kızıl şimşekle yanıp yanıp sönüyordu. Ta uzaklarda çakan ışıklar şimşek değil, top alevleriydi; ufuklara abanan kara buğular bulut değil, barut dumanıydı.Sporad adalarında, adaları yıkarcasına yankılanan tarrakalar ise gök gürültüsü değil, top sesleriydi.Vahşi bir merakla tepeden tırnağa göz kulak kesilmiş olan halk, birbirlerine: “Acaba haydutlar gene bizimkilerden birini mi sıkıştırıyorlar?” , “Acaba bu sefer bizimkiler mi haydutları tepeliyorlar?” yollu sorular soruyorlar; kimisi Türk korsanları için dua ediyor, kimisi de düşmana lanet okuyordu ve buna benzer bir olay daha yıl 1965 kışında, Malta adası için hazırlananlar 32’şer okkalık gülle atan 20 büyük top, 20 külverin ve şahidarpzen topu, 5 tane havan topu vb. pek çok silahla bunlar yirmi sekiz bin kişi oluyorlardı. Bunlara berberiye korsanları da iştirak edecekti. Gemiler, 130 kadırga, 8 mavna, 3 karamsal,11 kalyon olmak üzere 181 parça gemi idi. Bu donanma piyale kumandası altında idi, fakat kendisine Kanuni tarafından Turgut Reis’e danışması tembih edildi. Zaten Piyale Paşa, Uluç Ali’ye karşı büyük bir hayranlık duyuyordu.

Kara Kuvvetlerine Mustafa Paşa kumanda edecekti. Bu adam İsfendiyaroğulları soyundan olan büyük kardeşi Şemsi paşanın nüfuzuna güvenir, kendini çok beğenmiş adamın biriydi. 1565 yılının ilkbaharında donanma İstanbul’dan kalktı. Donanmaya Beşiktaş’tan Yedikule’ye kadar Sadrazam Ali Paşa refakat etmişti. Ali Paşa Yedikule’ye donanmadan ayrıldı. Güvendiği bazı dostlara, “bizim Afyon tiryakisi bazı paşalarımız (vezir bu sözleriyle bilhassa Serdar Mustafa Paşa’yı kastediyordu) Malta kalesini helvadan yapılmış sayıp yemek istiyorlar. Bunların hareketlerini, fikirlerini ve gidişlerini , ne yalan söyliyeyim hiç beğenmedim. Onlara habire nasihat ettim. Anladım ki bunlara nasihat kar etmez. Allah bu işin sonunu hayreylesin “ denir.
Kanuni Sultan Süleyman’ın bütün emirleri ve tembihleri “sakın ha Turgut’un sözlerinden dışarı çıkmayın, her şeyi ona danışın, onun fikrini almadan hiçbir teşebbüste bulunmayın” yollu şeylerdir. Kanuni’nin tembihleri ise, Mustafa Paşa’nın Turgut Reis’i fena halde kıskanması sonucunu veriyordu. Mustafa Paşa “durun hele bu kaleyi zapt edeyim de Turgut’a ihtiyaç var mıymış yok muymuş görün” diye düşünüyordu. 1565 yılı mayısının on sekizinci günü, Türk donanması Malta adasının doğusundaki Merse Şirokko (yani keşişleme) limanına girdi. İki günde karaya yirmi bin kişi çıkarıldı. Turgut Reis ve Uluç Ali Reis daha gelmemişlerdi.

Mustafa ve Piyale Paşalar kuşatmanın hangi taraftan başlaması gerekeceğini tartışıyorlardı. Mustafa Paşa Turgut Reis’e saygı ve güvenli olan Kaptan Piyale Paşa’nın sözlerine ve ısrarlarına hiç kulak asmıyordu. Piyale Paşa’nın fikrince, hemen eldeki bütün kuvveti karaya çıkartmak, şovalyelerin asıl kuvvet merkezini teşkil eden ve burg denilen büyük bir kaleye hücum ederek düşmanı en kuvvetli yerinden bir darbede yok etmekti. Eğer Turgut Reis o sıra orada bulunsaydı onun kuvvetli sesi arkadaşı Piyale Paşa’nın sözünü dinletebilirdi. Piyale Paşa’nın bütün umutları Turgut’un çabuk yetişmesindeydi. “Mustafa Paşa’ya önce büyük kaleyi zaptetmek için söylediği sözleri dinletemeyince bari Turgut Paşa’nın gelmesini bekleyelim. Bunları o hepimizden daha iyi bilir. Bana verilen emir öyledir. Havaların aksiliğinden dolayı geç kalmıştır. Nerdeyse gelir” dedi. Fakat Mustafa Paşa bu söze karşı alaycı bir tonla “Karada kale zaptetmek, öyle denizde hırsızlık etmeye benzemez” dedi.
Sonuç olarak Turgut Reis ve Uluç Reis’in kendilerini ne kadar iyi birer denizci olarak yetiştirdiklerini ve bu dünyaya iz bırakacak şekilde ünlerini duyurduklarını açıkça görüyoruz. Aynı zamanda Türk denizcilik tarihinde bu kadar büyük işler başarmış iki ismi bir arada tanıma fırsatı buluyoruz ve ayrıca iki kişi arasındaki bağlılık, bütünlük ve cesaretten almamız gereken çok şey olduğu görüyoruz.

 

LGS SINAVINA KALAN SÜRE
6 HAZİRAN 2021
UA-110949892-2